Gündem Terör

Seçimlerden sonra yaşanan Suruç katliamı ile başlayan ve giderek artan terör saldırıları toplumda huzursuzluk ve gerginlik yaratmaya devam ediyor. Birileri tarafından Suruç katliamı ile düğmeye basıldığı görülüyor.

Son bir hafta içinde üst üste yaşanan Dağlıca saldırısı ile 16 askerin şehit olması, aynı gün Hürriyet gazetesine AKP milletvekilinin de içinde bulunduğu AKP’li bir grup tarafından taşlı sopalı saldırı yapılması, bugün Iğdır saldırısı ile 12 polisin şehit olması, çeşitli şehirlerde kitlelerin gergin bir şekilde terörü protesto etme yürüyüşlerine başlaması ve HDP’nin bürolarının taşlanması olayları son derece önemlidir.

Çözüm süreci adı altında yürütülen ne olduğu bilinmeyen görüşmeler boyunca PKK’nın şehir kadrolarını güçlendirdiği, şehirlere silah yığınağı yaptığı ve bombalı tuzaklar kurduğu anlaşılıyor. Eğer bu durum doğruysa AKP iktidarının ve devletin istihbarat teşkilatlarının büyük zaafları var demektir. Eğer istihbarat PKK’nın bu davranışını AKP iktidarına bildirdiyse ve iktidar bu duruma önlem almadıysa veya görmezden geldiyse çok daha vahim bir tablo var demektir. Geldiğimiz noktada PKK ile topyekun silahlı bir mücadele yapılmak isteniyorsa çok sayıda şehit vermeyi göze almamız gerekiyor gibi görünüyor.

PKK ile silahlı mücadele yaparken HDP’nin duruşunu ve Kürt halkının ne istediğini çok iyi bilmemiz gerek. HDP’nin kendi beyanlarına göre herhangi bir bölünme isteği söz konusu değildir ancak öz yönetim bildirileri kafa karıştırmaya devam ediyor. PKK ‘nın  ise bölünme istediği son derece açıktır aksi takdirde saldırılarının geçerliliği kalmaz. Her koşulda bütün sorumluluk AKP iktidarına aittir ve kamuoyuna geniş bir açıklama yapmak zorundadır. Çözüm süreci boyunca neler konuşuldu ve neden bitirildi konusunun derhal aydınlatılması gerekiyor.

Bir kez daha seçime giderken AKP’nin kendi çöküşünü durdurmak için Türkiye’yi ateşe attığına inanmak istemiyoruz, öyle veya böyle 13 yıl iktidarda kalmış bir partinin ben çöküyorum o zaman Türkiye’de çöksün mantığı ile hareket etmediğine inanmak istiyoruz ancak Tayyip Erdoğan’ın ısrarla başkanlık istemesi ve toplumu geren beyanlardan uzak durmaması ile erken seçim dayatması iyi niyetli gözükmemektedir.

Yolsuzluk iddialarının mecliste araştırılmasını kabul etmesi ve Cumhurbaşkanı’nın yasal sınırlarına çekilmeyi kabul etmesi ile AKP-CHP veya AKP-MHP koalisyonu çok rahat yapılabilirdi. Sadece bu iki maddeyi AKP kabul etmediği için hükümetin kurulamadığını artık herkes biliyor.

Türkiye tarihsel derinliği olan büyük ve güçlü bir devlettir, bir iki kişinin kişisel hırslarına kurban edilemeyecek kadar değerli bir devlettir, bu ülkede çok iyi yetişmiş çok değerli insanlar yaşamaktadır. Bu ülkenin halklarının yüzyıllar boyu süren çok değerli gelenek ve görenekleri vardır, her şeyden öte bu ülkenin insanlarının sağduyusu yüksektir ve zor zamanlarda nasıl karar vereceklerini iyi bilirler.

Brain

Dünyanın ABD, Almanya, Japonya gibi teknolojik açıdan gelişmiş ülkelerinde en çok konuşulan konu nedir biliyor musunuz? İngilizce’de beyin anlamına gelen “brain” konuşuluyor ama aslında bu ironik bir biçimde konuşulan konuların baş harflerinden tesadüf eseri bir araya gelmiş bir kelime.

Bio, Robotics, Artificial Intelligence, Nano (Brain) içinde bulunduğumuz yüzyıla damgasını vurarak şekillendirmesi beklenen teknolojilerdir. Bu konularda geliştirilen her teknoloji yaşamlarımızda devrimsel nitelikte değişimlere yol açabilir.

Bioloji biliminin gelişmesi ile birlikte insan gibi görünen robotlar yapılabilecek, genetik bilimine katkılarıyla beraber pek çok hastalığa çare bulunabilecektir.  Biolojiyi sadece insanlar için düşünmemek gerekiyor, bütün canlılar için geçerli olan bu bilim dalı, dünya yaşamını canlıların hepsi için değiştirebilecek yeniliklere açık tutuyor.

Robot teknolojisi aslında geçtiğimiz yüzyılın bir fantezisiydi, bilim kurgu filmlerinde, çizgi romanlarda görmeye alıştığımız robotlar artık bu yüzyılda ve yakın zamanda yaygınlaşacak gibi duruyor. Aslında seri üretime geçen sanayi ve imalat sektörleri ürün yapımında fabrika içi süreçlerinde robot makinalardan destek aldılar. Bilgisayarların gelişmesi ve dijital devrim ile birlikte programlanabilen ve sıfır hata ile çalışabilen robotlar yapıldı. Ürün üretimini çok büyük ölçüde hızlandıran ve hata oranını büyük ölçüde düşüren bu robotlardan sonra önümüzde yapay zekaya sahip ve gündelik hayatta bize yardımcı olabilecek arkadaş versiyonları var. Evin içinde getir götür işlerini bile yapabilen bir robot düşünsenize, sizin komutlarınızı anlayan ve kapıyı açarak çöpünüzü dökebilen bir robot çok faydalı olmaz mı? Peki, sizin ağız tadınızı bilen ve mutfağınızda bulunan ürünleri bitince markete sipariş veren, maketten evinize gelen ürünleri alarak mutfakta yerlerine yerleştiren bir robot nasıl olurdu?

Yapay zekanın ilk örneklerini aslında bilgisayarların işletim sistemleri ile görmüştük.  Cep telefonlarının süratli gelişimi ile ceplerimize giren işletim sistemleri aslında gelişmekte ve öğrenmekte olan birer yapay zekaydı. Günümüzde yapay zekanın insan zekasını geçmesine izin verilmemesi gerektiği tartışmaları yapılıyor çünkü bazı araştırmalara göre gelişim bu hızda devam ederse içinde bulunduğumuz yüzyıl bitmeden önce bilgisayarların yapay zekası insan zekasının ilerisine geçecek ve bilgisayarlar insanların yerine karar verebilecek duruma gelecek, ya dünyamızı ele geçirirlerse?

Nano teknolojinin en güzel örneklerini kendi kendini temizleyen duvar boyalarında, bakteri tutmayan ev halıları ve kumaşlarda görebilirsiniz. Tabi en önemli gelişim ve katkı aslında tıp dünyasında yaşanmaktadır. Damarınıza girecek bir mikro hekim sizin bütün vücudunuzu gezerek rahatsızlıkları tespit edecek ve sizi tedavi edebilecek.

Bütün bu önemli gelişmelerin hepsinin en çok katkı yaptığı alan aslında uzay bilimidir çünkü hepimiz biliyoruz ki bir gün dünyamız yaşanmaz bir hale gelecek ve biz o zamana kadar kendimize yeni bir dünya bulamazsak insan ırkının sonu gelecek. Bu sebeple Nasa insanlı Mars projesini devam ettirmektedir.

Türkiye’de son yıllarda artan çatışma ortamı, gerginlikler, kişisel hırslar, çıkar çatışmaları, yolsuzluklar, göz boyamalar, yerli otomobil yapma hevesleri, insanları ayrıştırma ve ötekileştirme politikaları, inşaat sektörü üzerinden rant sağlama devam ederken başta ABD olmak üzere dünyanın gelişmiş ülkeleri BRAIN üzerine çalışıyorlar ve maalesef bizden çok daha ileri seviyelerde yaşam sürüyorlar. Bu sebeple en kısa sürede içinde bulunduğumuz eski siyaset anlayışından hemen vazgeçerek teknoloji odaklı yüksek katma değer yaratan sektörleri destekleyen yeni nesil siyaset anlayışını benimsemeliyiz. Birlikten güç doğar anlayışı ile bölen ayrıştıran değil birleştiren ilkeleri savunmalıyız. Enerjimizi çatışmaya, entrika üretmeye değil, yeni keşifler yapmaya, teknoloji yaratmaya, daha iyi ekonomik koşullar oluşturmaya harcamalıyız.