İletişim Araçları ve Siyaset

İnsanlar arasında iletişimi sağlayan bütün araçlar tarih boyunca çok önemli rol oynamıştır. Matbaanın bulunması ile birlikte yazılan bütün yazılar süratle çoğaltılarak pek çok insana ulaşmayı başarmıştır. Pek çok insan farklı fikirler ile matbaa sayesinde tanışmış ve dünyanın değişimi bu şekilde hızlanmıştır. Radyonun keşfi ile kitle iletişim devri başlamış ve istenilen mesajın tek bir merkezden milyonlarca insana gönderilebilmesi mümkün olmuştur. Televizyonlar ile görüntülü iletişim başlamış, beden dilinin, davranış yöntemlerinin kitleler üzerinde önemi fark edilmiş ve etkileri araştırılma konusu olmuştur. Radyo ve televizyon geçen yüzyılın en etkili propaganda araçlarıdır. Bütün savaş yıllarında ve darbe dönemleri ile iktidar değişim süreçlerinde yoğun olarak kullanılmıştır.

Günümüzde internet ve akıllı telefonlar ile bilgiye erişim, kitle etkileşimi, algı yönetimi, zihin kontrolü, propaganda alanları ve birey davranışları büyük değişimler geçirmektedir. En etkili tespit olarak şunu hemen söyleyebiliriz, akıllı telefon taşıyan ve internete istediği an girebilecek milyonlarca kişinin büyük çoğunluğu birkaç saniye içinde herhangi merak ettiği bir bilgiye ulaşabileceğini bilmesine rağmen bunu yapmamaktadır. Yine aynı şekilde belli bir siyasi görüş taraftarı olan pek çok kişi çok hızlı bir şekilde karşı tarafın görüşlerine internet üzerinden ulaşabilecekken bunu yapmak yerine sürekli olarak kendi taraftar medyasını takip etmektedir. Ben bu durumu insan beyninin aslında bilinen ortak kanının tersine değişime zor adapte olması ile açıklıyorum, insan zekası maalesef çok kıvrak değildir ve özellikle kendi dışında gelişen toplumsal olayları, büyük değişimleri bir anda kavramaktan çok uzaktır. Ayrıca kullanılmadığı sürece son derece tembellik yapmaya eğilimli olan insan zekası sadece kendisine gösterilen yolda ilerlemeyi ve mümkün olduğu kadar alışagelmiş rutini izlemeye devam edecektir.

Kendisine bariz bir zararı dokunmadıkça rutini izlemeye devam eden insan zekasının bu davranışı ile güncel siyaseti ve iki gün sonra yapılacak olan seçimleri yorumlayabiliriz.

07 Haziran tarihinde yapılmış olan genel seçimlerde AKP istediği oy oranını alamadığı ve tek başına hükümet kurmaya yetecek milletvekili sayısını az farkla kaçırdığı için erken seçim kararı aldırmıştı. On üç yıl boyunca ülkeyi yönetmiş olan AKP seçmen algısını kitle iletişim araçları ile yönlendirmesini çok iyi başarabilen bir siyasi partidir. AKP seçmeninin kendi taraftarının, yandaşlarının basın yayın organlarını takip ettiklerini ve muhalif yayın organlarına neredeyse hiç bakmadıklarını çeşitli araştırmalardan bilmekteyiz. Gerçi bu durum sadece AKP seçmenleri için değil eğitimli insanlar da dahil olmak üzere bütün insanlar için geçerlidir. Eğitimli insanlarda kendi görüşlerine muhalif olan yayın organlarını iğrenç olmakla, okunamayacak kadar kalitesiz olmakla suçlayarak ilgilenmemektedir.

Hakkında ciddi yolsuzluk iddiaları bulunan AKP’nin oy oranlarında dramatik bir düşüş olmaması ancak konsolide olan seçmen tabanı ile açıklanabilir. AKP seçmeninin muhaliflerin ne konuştuğundan neler yazıp çizdiklerinden haberi yoktur. Oy vermeye devam edenlerin bir kısmı AKP’yi iktidardan indirmek için kumpas kurulduğunu diğer bir kısmı ise Tayyip Erdoğan yerinde kim olsa aynı şekilde davranacağını savunmaktadır. Tayyip Erdoğan’ın birbirinden çok farklı birbirini yalanlayan onlarca videosu internette olmasına rağmen bunlar kendi seçmenleri tarafından seyredilmemektedir. Tayyip Erdoğan’ın lideri Necmettin Erbakan’ın AKP’yi ciddi ithamlar ile eleştiren onlarca videosu yine internette bulunmasına rağmen AKP seçmeni üzerinde herhangi bir olumsuz etki yapmamıştır. Dün Erbakan’ın seçmen kitlesi bugün AKP’nin olmuştur, aynı seçmen kitlesinin Erbakan’ın eleştirilerinden neredeyse hiç etkilenmemesi mümkün olabilir mi? Olmaması gerektiğini düşünürsek demek ki Erbakan’ın eleştiri videoları kendi seçmen kitlesi tarafından izlenmemektedir sonucuna varabiliriz.

AKP hükümetinin ciddi yalanlar söylediği değişik zamanlarda çekilmiş pek çok video ile ispatlanmaktadır. Söyledikleri beyanın tam tersini bir süre sonra hiç çekinmeden değiştirebilmektedirler. Yolsuzluk iddialarından yargı yolunu kapatarak kaçmaları zaten ciddi şüpheler uyandırmaktadır. Eğer herhangi bir yolsuzluk yoksa yargılanmayı kabul ederler ve aklanırlardı. Kutuplaştırmak ve milleti bölmek zaten başlı başına kötü bir siyasettir.

AKP’nin bütün bu kötü yönlerine rağmen hala 18 milyon kişinin oyunu alabilmesini sadece algı yönetimi ve kitle iletişim araçlarını çok iyi kullanması ile açıklayabiliriz. 18 milyon insanın yolsuzluk iddialarını ve yalanları onaylıyor olması pek rasyonel değildir, sadece olayın ciddiyetini yeterince bilmiyor olabilirler.

Rusya ve Suriye

Rusya’nın soğuk savaş yıllarından beri Suriye’nin müttefiki olduğu ve askeri alanda desteklediği bilinir. Suriye’de iç savaş çıktığı zamandan beri de destek verdiği bilinmektedir ancak hiç kimse kendi savaş uçakları ile Suriye’de muhalif örgütleri vuracağını tahmin etmiyordu. Şimdi Rusya’nın bu hamlesinin dünyayı nereye götüreceğini tahmin etmek oldukça zor olacaktır.

Abd, soğuk savaşın bitmesi ile birlikte Ortadoğu politikalarını değiştirmiş ve Irak’ı işgal etmişti. Rusya, Sovyetler Birliği’nin parçalanması ve serbest ekonomi düzenine geçişin sancıları ile uğraşırken, Abd fırsattan istifade Ortadoğu’da tek egemen güç olmak için harekete geçmişti. Geçen 25 yıl içinde Irak işgal edildi ve Saddam idam edilerek Baas Rejimi yerine Abd’nin bürokrasisini kurduğu, atamalarını yaptığı yeni hükümet kuruldu. Irak’ın kuzeyi Barzani’ye bırakıldı ve fiili olarak Kürdistan kuruldu. Mısır, Tunus ve Libya’da Arap Baharı hareketi altında iktidar değişiklikleri yapıldı. Suriye’de iç savaş çıkarılarak parçalanması sağlandı.

Abd, Suriye’ye askeri müdahalede bulunmaktan son anda vazgeçtiğini hatırlarsınız. Sonraki dönemde Ukrayna krizi çıkmıştı, AB yanlıları ile Rusya yanlıları arasında çatışmalar yaşanmıştı. Bu kriz ile beraber ABD ile AB Rusya’ya ekonomik yaptırımlarda bulundular ve Rusya ekonomisi daralmaya başladı ancak Putin bu durumdan pek etkilenmiş gözükmüyor.

Rusya’nın tek başına karar alarak Suriye’de muhalifleri vurmaya başlaması pek mümkün görünmüyor. Hemen öncesinde İsrail Başbakanı’nın Moskova’da Putin ile görüştüğünü hatırlatırım, hemen sonrasında İsrail’in Rusya’ya istihbarat paylaşımında yardım edeceği haberleri medyaya düşmeye başladı. Bürokrasisi ve hükümeti ABD tarafından kurulmuş olan Irak ABD’nin onayı olmadan Rusya’ya üs verebileceğini ve destek olacağını söyleyebilir mi?

ABD’nin bazı terörist örgütleri etkili bir biçimde vurmadığı bilinmektedir. Koalisyon güçleri adı altında pek çok hava saldırısı yapmasına rağmen hiçbir etkili sonuç alamadı. ABD gibi büyük bir teknolojik savaş gücünün sonuç alamamasını beklemek yanlış olur, ancak sonuç almak istememiş olabilir. Terör örgütlerini açıkça veya kapalı bir biçimde destekleyen bölgedeki bazı ülkeleri kırmak istememiş olabilir ve İsrail üzerinden Rusya ile anlaşarak bu ihaleyi onlara vermiş olabilir. Suriye’ye Rusya’nın müdahale planını ABD kurmuş olmayabilir, Rusya karar vermiş ancak ABD’yi İsrail üzerinden veya direkt olarak ikna etmiş olabilir, yani ABD’nin müdahaleden önceden haberdar edilmiş olma ihtimali daha yüksek gözükmektedir.

Eğer Suriye’ye müdahaleye Rusya başka hiçbir devlete haber vermeden tek başına karar vererek başlamışsa dünya düzeni yeniden inşa ediliyor demektir. Arkasına Çin ve İran’ı almış olan Rusya seçimlere giden ABD ile ve kendi sorunlarına çözüm bulmaktan aciz basiretsiz liderlere sahip AB ile rahatça baş edebilir. Rusya’nın elinde İşid gibi çok güzel bir koz bulunmaktadır. Tüm dünyanın terörist ve tehlikeli kabul ettiği İşid’i kimse neden vuruyorsun diyemez. Rusya aynı zamanda yeni geliştirdiği silahları denemek için de iyi bir fırsat yaratmış oldu. Hazar Denizi’nden Suriye topraklarını füzeyle vurarak tam anlamıyla güç gösterisi yapmaktadır.

Ortadoğu’da tam anlamıyla bir dünya güçleri savaşı olduğunu söyleyebiliriz. Birinci dünya savaşından sonra bölgede egemenlik kuran İngiltere, İsrail’in kurulması ile birlikte gücünü ABD’ye devretmiş ve müttefik olarak hakimiyetini devam ettirmektedir. Almanya soğuk savaşın bitişinden sonra düşmanı ABD ve İngiltere’nin bulunduğu bölgelerin hepsiyle ilgilenmeye başladı. Almanya’nın PYD güçlerine silah ve eğitim yardımı yaptığı bilinmektedir. Şimdi Rusya’nın bölgeye müdahale etmesi ve Çin’in desteklemesi, elbette İran’ın her zaman birlikte hareket etmesi çok dikkatli izlenmesi gereken öncelikli gelişmelerdir.

Bölgede Rusya olduğu sürece Esad mağlup edilemez, Esad mağlup edilmediği sürece Suriye iç savaşı sürer. Bu durumda orta vadede bütün tarafların masaya oturup ülkeyi bölüşmek üzere bir anlaşmaya varmaları beklenebilir. Herhangi bir anlaşma ortamı sağlanmazsa bu sefer güçler savaşı biri diğerini yenene kadar devam edecektir, bu durum ise hem Ortadoğu’da hem de dünyanın çıkar çatışması yaşanan diğer bölgelerinde yeni istikrarsızlıklar anlamına gelmektedir.

Ankara Katliamı

Türkiye tarihinin en büyük terör saldırısını başkentinde, tam merkezinde yaşadı. Türkiye’nin her tarafından Ankara’ya barış yürüyüşü için gelen binlerce insan teröre hedef oldu, onlarca insan hayatını kaybetti, yüzlerce yaralı var. Türkiye’nin bu saldırıyı planlayanları, arkasındaki bütün güçleri en kısa sürece bularak cezasını vermesi gerekmektedir. Bu unutulabilecek, üstü örtülebilecek bir saldırı değildir.

Olay günü yürüyüş için gelen insanların toplanma bölgesinde, normal bir günde bile kalabalık olan Ankara Garı’nın tam önünde neredeyse hiç polis olmamasını sorgulamamız gerekiyor. İstihbarat birimlerinin, emniyet güçlerinin bu saldırıyı gözünden kaçırmış olabilme ihtimalini bir ölçüde anlayabiliriz, hadi diyelim ki bu saldırıyı önceden haber alamadınız ve yüzlerce polisin önlem aldığı bir ortamda, alınan her önleme rağmen bu bombalar patladı ve yine böyle acı bir tablo ortaya çıktı. Bu durumda emniyet güçleri gereken önlemleri almışlardı ancak çok iyi hazırlanmış bir eylem olduğu için sonuca ulaşmıştı diyebilirdik. Bulunduğumuz noktada hiçbir güvenlik önleminin alınmadığını görüyoruz ve içimize sindiremediğimiz ister istemez devleti suçladığımız bir sonuç ortaya çıkıyor.

Her zaman söylendiği gibi terörün dini, milleti yoktur. Terör en temel ifadesi ile huzursuzluğu, güvensizliği ve istikrarsızlığı hedef alır. Bu noktada AKP’nin düzenlediği herhangi bir mitinge neden saldırı yapılmadığını sorgulamamız gerekiyor. Çok iyi güvenlik önlemleri alındığı için mi yapılamıyor? Önceden önlenebildiği için mi yapılmıyor yoksa AKP mitingi herhangi bir terör örgütü tarafından hedef değil midir? Terör örgütleri AKP mitinglerine saldırı yaparak toplumda güvensizlik yaratamayacaklarını mı düşünüyorlar? Son yaşanan bombalı saldırılara baktığımız zaman hep ülkenin sol düşünce ağırlıklı muhalif kesimine yapılmaktadır.

2003 senesinde bomba yüklü araçlarla Sinagog ve HSBC Bankasına saldırılar yapılmıştı. Emniyetin yaptığı açıklamaya göre bu saldırıları El Kaide’nin Türkiye örgütlenmesi yapmıştı. O dönemde El Kaide ile Batı arasında bir çatışma vardı ve Türkiye Batı ülkelerine destek veren konumda olduğu için hedef olmuştu, net bir sebep vardı, en azından otoriteler tarafından kabul edilen bir sebep vardı, eylemleri üstlenen bir örgüt vardı ve tekrarı olmadı.

Bugüne döndüğümüzde peşi sıra gelen failleri meçhul vahşi patlamalar olmaktadır, İşid dahil hiçbir örgüt üstlenmemektedir. Kafa kesmeler dahil yaptığı vahşi eylemleri internetten yayınlamaktan çekinmeyen İşid terör örgütü Türkiye’den mi çekinmektedir? Çekiniyorsa eylem yapmaması gerekmez mi? Sorular ve sorular.

Türkiye son dönemde bölgesinde caydırıcı bir güç olmaktan çok uzak görüntü çizdi maalesef. Musul’da diplomatları kaçırılan Türkiye karşı hamle olarak hiçbir şey yapmadı. Sınırından çok da uzakta olmayan Süleyman Şah Türbesi’ni bir gece apar topar sınırının dibine taşıdı. İşid’den mi çekindi?

ABD öncülüğünde koalisyon uçakları İşid’e bomba yağdırırken, Rusya bir anda bölgeye tabiri caizse çökerken, gelişmiş uçakları ile kendi düşman hedeflerine bomba yağdırırken bölgenin en büyük gücü olduğu iddiasında bulunan Türkiye neden hiçbir hamle yapmamaktadır? Neden Kandil’e düzenlediği hava saldırılarının aynısını İşid mevzilerine yapmaz? Suriye tarafından uçakları düşürüleceği için mi? Eğer böyleyse ne kadar berbat bir dış politika yürüttüğünün farkında mıdır?

Dünya güçleri sınırımızın dibinde cirit atarken, her türlü savaş oyununu oynarken biz kendi sınırlarımız içinde sıkışmış kalmış ve üstüne üstlük sınır dışımızdan gelen terör ile mücadele etmek durumundayız.

AKP’nin derhal yaptığı yanlışları kabul etmesi, dış politikayı acilen değiştirmesi, kutuplaştıran siyasetine son vermesi ve 1 Kasım seçimlerinden sonra ortaya çıkacak tabloya göre en ılımlı yaklaşımını göstererek en güçlü hükümeti kurmayı hedeflemesi gerekmektedir.

Bu büyük ülke ve aziz vatandaşları hiç kimsenin ve hiçbir kuruluşun kendi çıkarları için feda edilemez. Derhal bütün siyasi aktörlerin aklını başına alması ve yapıcı çözümler üretmesi gerekmektedir.