Yeni Dünya Savaşı

İngiltere’de başlayan sanayi devrimi sonrasında öncelikle Avrupa devletleri arasında olmak üzere dünya’da rekabet arttı, sömürgecilik ve silahlanma önem kazandı, Fransa’dan yayılan milliyetçi akımların da etkisiyle 1914 yılında İngiltere, Rusya, Fransa, İtalya, Sırbistan, Japonya, Romanya, Portekiz, ABD, Brezilya ve Yunanistan bir taraf olarak; Almanya, Avusturya-Macar imparatorluğu,  Bulgaristan, Osmanlı Devleti diğer taraf olarak dünya savaşını başlattı. Bu savaşın sonucunda İngiltere ve Fransa Avrupa’nın en güçlü ülkeleri haline geldi, Osmanlı Devleti parçalandı, Rusya’da rejim değişikliği yaşandı.

İkinci dünya savaşı pek çok tarihçiye göre birinci dünya savaşının devamıdır. Tamamlanmamış hesabın görülmesidir. Gururu kırılan Alman halkının yükselen milliyetçi duyguları Hitler’i yaratmıştır, sanayisini süratle geliştiren ve silahlanan Almanlar Avrupa’yı kasıp kavurmuştur. Hitler’in kendisinden zayıf durumda olan İngiltere yerine hammadde temin etmek amacıyla önce Rusya’ya saldırması savaşın Almanya’nın kaybetmesine sebep olmuştur. Rusya, düşünülenin aksine sanayisini ve silahlanmasını tamamlamış, kurnaz bir taktikle Moskova’ya kadar geri çekilerek ve çekildiği yerlerde kendi köylerini yakarak Alman ordusunun yorulmasını ve yeteri kadar erzak temin edememesini sağlayarak savaşı kendi lehine çevirmiştir. ABD’ye kaçan Einstein başta olmak üzere Alman bilim adamlarının ABD’ye Almanya’nın atom bombası üzerinde çalıştığını ve başarılı olması durumunda durdurulmasının imkansız olacağını söylemesi sayesinde, ABD erken davranmış ve Einstein sayesinde atom bombasını üretmiştir. Japonya’ya atılan iki atom bombası yarattığı korkunç yıkım gücü sayesinde bir anda güç dengesini değiştirmiş ve savaş sona ermiştir.

İkinci dünya savaşı sonrasında savaştan galip çıkan diğer devlet olan Rusya’nın da hemen nükleer silahlanmayı başarması sayesinde dünya iki kutup üzerinden soğuk savaşa sürüklenmiştir. Soğuk savaş döneminde yeni bir savaşın çıkmasını ironik bir biçimde nükleer silahlar önlemiştir. Kristal top etkisi olarak bilinen bu durum, bir devletin nükleer silah kullanması durumunda sahip olan bütün devletlerin kullanmasını sağlayacağı ve dünya üzerinde kimsenin kazanamayacağı büyük bir yıkımı yol açacağı korkusudur.

Savaşsız geçen dönemde teknoloji ve ekonomi hızla gelişti, gelişen ekonomi tüketimi canlandırdı, zaten kapitalist sistemin getirdiği ekonomik düzen tüketim üzerine kurulmuştu. Artan tüketim, gelişen teknoloji ve yeni silahlar enerjinin yani petrolün önemini arttırdı. Petrol zengini olan ve birinci dünya savaşı sonrasında parçalanan Ortadoğu bölgesi bu kez petrol savaşlarına neden oldu.

Günümüze geldiğimizde geçtiğimiz yüzyılda sanayileşme ve milliyetçi duyguların yükselmesi ile başlayan anlaşmazlıkların benzer şekilde devam ettiğini görüyoruz. Dünya üzerinde güç sahibi bütün ülkelerde milliyetçi rüzgarlar esmektedir. Küresel ekonomi ve gelir dağılımındaki büyük eşitsizlikler, bölgesel savaşları ve terörü tetikliyor. Suriye’nin geleceği konusunda varılamayan mutabakat nasıl gerçekleşecek? Suriye topraklarında İran generalleri savaşıyor, Rusya havadan bomba yağdırıyor, ABD ve AB savaş uçakları da koalisyon güçleri adı altında bomba yağdırıyor. Türkiye, Rus uçağını düşürüyor. Yuvarlak masa kurularak bir anlaşmaya varılmazsa kim geri adım atacak? Merkel sadece mülteci sorunu yüzünden Türkiye’yi ziyaret etmiyor elbette aynı zamanda Rusya ile olan geçmişten gelen düşmanlığın da sebebi vardır. Birinci dünya savaşında Rusya tarafında olan Fransa ile Putin’in ortak basın toplantısı yapması rastlantı mıdır? Elbette AB içinde Fransa gidip Rusya’dan taraf olmayacaktır ancak dialog kurulabilmektedir anlaşılan.

Bu arada Fransız petrol şirketi Total’in eski CEO’sunun Rusya’da ilginç bir kazaya kurban gitmesi, Rus yolcu uçağının füze ile vurularak düşürülmesi ve hemen sonrasında Paris’te yaşanan büyük terör olaylarını hatırlamakta fayda olabilir.

Birinci dünya savaşı sonrasında ikinci dünya savaşına sebep olan kapanmayan hesap nükleer silahların gölgesinde Suriye üzerinden bir üçüncü dünya savaşına sebep olabilir mi?

ABD’nin önümüzdeki dönem yeni düşmanının Çin olacağını düşünürsek yakın gelecekte yeni bir dünya savaşı olmaz diyebiliriz. Artık Rusya ABD’nin düşmanı değildir, yeni düşman Çin olabilir.

Suriye sorunu ise Rusya ve AB ülkeleri arasında ABD hakemliğinde bir sonuca ulaşacak gibi gözüküyor.

Ortadoğu

Ortadoğu bataklığının oluşmasına katkı yapan ülkelere buradaki pisliğin bir gün bulaşabileceği her zaman söyleniyordu. Soğuk savaş döneminde dünyanın direklerinden bir tanesi sayılan Mezopotamya bölgesi ABD ve SSCB arasında ciddi bir rekabete sahne olmuştu. Afganistan ve İran’da rejim değişiklikleri yaşanmış, İran ve Irak yedi yıl süren bir savaşa sürüklenmişlerdi. Soğuk savaşın bitmesinden sonra bütün dünyayı ele geçiren kapitalist sistem, yani bir anlamda tüketim ile büyümeye dayalı ekonomi anlayışı önemli bir enerji kaynağı olan petrolün önemini artırmıştı. Bu sefer Ortadoğu’nun zengin petrol yataklarına sahip ülkeleri enerji stokları açısından önemli hale gelmişlerdi.

Dağılmış olan SSCB, kapitalist sisteme uyum sağlamaya çalışırken ABD dünyanın tartışmasız en güçlü devleti haline geldi. Dünyanın tek süper gücü olan ABD, bulunduğu konum gereği dünya siyasetinde oyun kurucu rolünü agresif bir biçimde yürütmeye başladı. Yeni Ortadoğu düzeni gereği tek adam rejimleri ile yönetilen ülkelere demokrasi getirmeyi kendisine görev saydı. Bir zamanlar kendisinin desteklediği Irak ile bu işe başlamak en doğru seçenekti. Irak’ı savunacak başka bir ülke yoktu, rahatça Saddam’ı indirebilir ve Irak halkına demokrasi getirebilirdi. Irak işgalinden hemen sonra Suriye’de iç savaş çıktı, Libya, Tunus ve Mısır’da darbeler, halk ayanlanmaları yaşandı. Mısır’da ordunun karşı darbesi ile düzen sağlanabildi, Suriye’de Esad Rusya’nın desteği sayesinde ABD’nin beklentisinin aksine hala koltuğunda oturmaktadır. Libya ve Suriye’nin diğer bölgeleri ile Irak’ın bir kısmı İşid terör örgütü hakimiyetine geçmiş bulunuyor.

ABD’nin Ortadoğu politikaları başarısız mı oldu?

ABD, yeni dünya gerçeğini fark ettiği için politika değişikliğine gitti, artık ABD için Pasifik, Ortadoğu’dan daha önemli bir bölge haline geldi. ABD, soğuk savaş dönemi sonrasında kapitalist sistemin ana enerji ve tüketim kaynaklarından olan petrolün peşinde koşarken bir yandan da başka tür enerji kaynakları araştırmasını sürdürdü. Bir süre sonra kaya gazı gibi farklı enerjiler buldu, motorlu araçlarda elektrik enerjisini daha çok kullanmaya başladı, büyük ihtimalle uzay araştırmaları sayesinde daha etkin başka tür enerjiler de bulmaya çok yakın olabilir. ABD, yakın gelecekte petrolün eskisi kadar önemli olmayacağını gördü ve kendisi için en büyük tehlikenin büyüyen ekonomisi ile Çin olduğunu anladı. Çin aynı hızda büyümeye devam ederse dünyanın en büyük ekonomisi haline gelecek ve ABD’nin önüne geçerek oyun kurucu olacaktı. Bunu engellemek için dikkatini Pasifik bölgesine kaydırdı. Trans Pasifik ticaret anlaşmasını Japonya ile birlikte yaptı.

ABD, dikkatini Pasifik bölgesine kaydırınca Ortadoğu’dan aslında çekildi ve bölge Rusya ile AB’ye kaldı. Birinci dünya savaşı sonrasında parçalanan Osmanlı Devleti’nin mirasını İngiliz ve Fransızlar paylaşmışlardı. Bu yüzden bugün yine İngilizler Fransızlar ile ortak hareket edeceklerini ve İşid’i birlikte vuracaklarını söylüyorlar.

Türkiye, AKP’nin Yeni Osmanlı hayalleri ile bölgeye ağırlığını koymak istiyor ancak ne kadar başarabilir? Irak bile Musul’a asker gönderen Türkiye’yi tehdit edebiliyorken ve ABD Irak’ı haklı buluyorken, İran ve Rusya ateş püskürürken mümkün olamaz gibi gözüküyor. Sadece Katar’ın maddi desteği ile ne yapabiliriz? Bugün Ortadoğu’da ancak çok büyük bir askeri güç ile başarılı olunabilir, Türkiye her ne kadar dünyanın önemli askeri güçlerinden bir tanesi olsa bile aynı anda bazıları süper güç olan büyük ülkeler ile baş etmesi mümkün değildir.

Daha çok batağa saplanmamayı temenni ederim.