Ekonomi 2016

Dünya borsalarının hemen hepsi tarihinde en kötü yeni yıl başlangıcı yaparak ayı piyasasına girmiş bulunuyor. MSCI dünya endeksi ve S&P500 ayı piyasasına girmemek için direniyor. Finansal piyasalarda uzun zamandır endekslerde balon olduğu ve yakın zamanda çökebileceği, aslında 2008 krizinin hala devam etmekte olduğu, sadece parasal genişleme programları ile ertelendiği konuşuluyordu. Aslında FED başta olmak üzere parasal genişleme programlarının nasıl etki yapacağını merkez bankalarının hiç biri net olarak bilmiyordu. ABD tarafında nispeten etkili olduğu gözlense bile AB ülkeleri ve Japonya’da henüz istenilen etkiyi yaratabilmiş değil.

Merkez bankalarının para basarak piyasaları krediye boğmaları istenilen miktarda sürdürülebilir büyüme yaratmadığı görülmüş durumda. Finansal piyasalarda yaygınlaşan kaldıraçlı işlemler sayesinde zaten bol olan para misli ile artarak zengini daha zengin yapmaya yarıyor. Paradan para kazanmanın bu kadar kolay olduğu bir ortamda yeni yatırımlar ve üretim yapılmıyor.

Yeni yılın başlangıcından bugüne kadar olan satış dalgasının daha fazla derinleşeceğini sanmıyorum. S&P500 endeksi çok kritik olan 1800 desteğini birkaç kez test etti ancak kıramadı. Dax endeksi 8783 seviyesine kadar düştü. Nikkei endeksi 15000 altına sarktı. Bu seviyelerin altına düşmeleri en az 2008 kadar derin bir kriz olduğu algısını yaratır ancak ciddi sorunlar olmasına karşın bu kadar bol para olan dünyada yakın vadede bir ekonomik kriz beklenmemelidir. Bu satış dalgası sadece piyasaların bir uyarısı olarak ele alınabilir. Bu uyarı sonucunda FED belki yıl sonunda bir küçük faiz artışı daha yapar ama daha fazla yapmayacaktır. Çin yapısal reformlarını hızlandırarak ekonomisini yeniden istenilen seviyede büyütmeye başlayacaktır çünkü Çin’in bunu yapabilecek hacmi var. ABD’de işler zaten yolunda gidiyor. AB hala sorunlu durumda ancak Çin ve ABD iyi giderse AB’yi de besleyecektir. Bu yıl endekslerde yeni rekorlar göremeyeceğiz ancak şu anda bulunduğumuz seviyenin altına da inmeyiz sanıyorum. Voladite bir süre daha yaşandıktan sonra yatay seyre dönebiliriz.

Altın Ons kademeli olarak artışına devam edebilir. Bu sene 1400 seviyesine kadar yükselebilir. Euro / USD 1,08 – 1,17 aralığında hareket edebilir. Petrol 25 USD altına düşmez, 30 USD altına inmeler sarkma olarak kalır. Muhtemelen 50 USD civarına yerleşecektir.

Merkez bankalarının para politikaları ile dünya büyümesinin sağlanamayacağı ancak geçici tedbirler alınabileceği görülmüş durumdadır. Dünya siyasetinin kamu maliye politikaları ile büyümeyi geliştirmesi için yeni çabalar içinde olacağı bir döneme gireceğiz. Devletlerin önce örtülü olarak sonra kısmen açıktan kamu harcamalarını arttırarak ve özel sektör ortaklıkları ile üretimi teşvik edici yeni politikalar uygulayacağı bir dönem gelecek gibi görünmektedir.

Terör Gerçekleri

AKP’nin tek başına iktidar olarak çıkamadığı ve Erdoğan’ın başkanlık hayallerinin suya düştüğü Haziran 2015 seçimlerinden sonra bir düğmeye basılmış gibi Suruç katliamı ve PKK’nın polislere saldırısı ile terör olayları başlamış oldu. Bir anda çözüm sürecinde PKK’nın otoyolların altına patlayıcı yerleştirdiğini havaya uçan askeri araçlarımız ve şehitlerimiz ile öğrenmiş olduk. CHP’nin ve özellikle MHP’nin büyük basiretsizlikleri sayesinde Kasım 2015 seçimlerinde AKP yine tek başına iktidar oldu.

Erdoğan’ın başkan olabilme ihtimalinin yeniden ortaya çıkması ile birlikte terörle mücadele konusunda kararlılık vurgusu yapıldı ve Diyarbakır’ın merkezi sayılan ünlü tarihi ilçesi Sur’un hendekler, barikatlar ile kapatıldığını ve teröristlerin eline geçtiğini bir anda öğrenmiş olduk. Benzer şekilde Silopi ve Cizre’de teröristlerin kontrolüne girmişti.

Ergenekon davasında sahte deliller ile kurulan kumpaslar sonucunda TSK’nın vatansever subayları Cemaat operasyonları ve AKP’nin görmezden gelmesi ile etkisiz kılınmış cezaevine atılmıştı. O dönemden beri morali bozuk olan ve komuta kadrosu AKP’nin istediği gibi şekillenmiş olan ordumuzun vatansever subayları hendek, barikatlar ve patlayıcılar ile teröristlerin kontrolüne geçmiş olan ilçeleri temizlemek için son altı ayda 300’ün üzerinde şehit verdi.

Abd’nin Irak işgalinden beri bilinmekte olan büyük Kürdistan projesini AKP yeni duymuş olabilir mi? O dönemde aklı biraz siyasete çalışan ve gündemi takip eden herkes Irak’tan sonra sıranın Suriye’ye geleceğini ve en son Türkiye’ye geleceğini söylüyordu. Bu konuşmalar yapılırken hamasetle dolu olan kafası az çalışan vatandaşlar Suriye’nin bir Irak olmadığını ve kolay parçalanmayacağını ve hele hele Türkiye’nin ne Irak ne de Suriye olduğunu, asla parçalanmayacağını söylüyordu. Suriye’nin ne kadar kolay parçalandığını yaşayarak gördük ve sıra Türkiye’ye geldi.

Son 14 yıldır iktidarda olan AKP bütün bu olaylar gelişirken ne yapıyordu? Bugün mü YPG bir tehdit oldu?

Yüzbinlerce mülteci sınır kapılarına dayandığında durun bakalım ne oluyor ben bunları kendi ülkeme alamam ancak güvenli bölgede bakarım diyerek sınırın az ötesine geçemeyecek kadar nasıl acil kaldı?

Güneydoğu ilçelerinde yüzlerce hendek kazılırken, teröristler kontrolü eline geçirirken bu devlet nasıl seyretti?

Erdoğan’ın başkanlık hayallerini gerçekleştirmesi için milliyetçi kitleyi konsolide etme çabaları terör operasyonları ile başarılı oldu ancak aynı zamanda gerçekten vatansever olan cumhuriyetçi kitle üzerinde de ülkenin geleceği hakkında duyulan rahatsızlık ve endişe duygularını arttırmaya başladı.

Ankara’da Devlet Sokağın’da askeri servis araçlarını hedef alan terör saldırısı sonrasında milletin kafasında soru işaretleri daha çok oluşmaya başlamıştır. Saldırının hemen ertesi günü Davutoğlu’nun YPG tarafından yapıldığını söylemesi pek inandırıcı gelmemiştir. Türkiye hariç birçok büyük ülkenin desteğini alan ve terörist örgüt olarak tanınmayan YPG’nin ancak aptal olması lazımdır Türkiye’ye kendisini vurabilmesi ve dünyaya işte terörist örgüt diye tanıtabileceği kozu verecek böyle bir saldırıyı yapması için. Diyelim ki gerçekten YPG yaptı, o zaman büyük ve güçlü bir ülke olarak hadi YPG mevzilerini yoğun olarak bombalayalım. Hadi sınır ötesi bir harekat ile fırsat bu fırsattır diyelim ve YPG’yi püskürtelim.

Sınırından yaklaşık 50km uzakta olan Süleyman Şah türbesini koruyamadığı için sınırın dibine taşıyan bir ülke nasıl sınır ötesi operasyon yapacak? Rus uçağını düşürerek artık Suriye hava sahasına giremeyen hava kuvvetlerimiz nasıl bombalayacak?

Altalta yazınca ne kadar büyük hatalar yapıldığı daha net görülüyor. Artık milletin sabrı kalmamış olabilir. Terör saldırıları ve şehitler ile milliyetçi duyguları iyice kabaran halk savaş isteyebilir. Kürtlere karşı nefret duymaya başlayabilir ve bu durum hiç istenmediği yönde ilerleyerek bir iç savaşa dönebilir. Bir iç savaş ihtimalini ise halkın gazını almak için bir cephe savaşı yani bir Suriye müdahalesi engelleyebilir.

Bugün geldiğimiz noktada eğer AKP Türkiye’yi soktuğu bu karanlık yoldan döndürecek politikalar üretemezse veya üretmezse Gezi benzeri yeni ayaklanmalar, şehirlerde Türk Kürt çatışmaları, Suriye’de bir bölgesel savaş görebiliriz.

Bu yaşanan kanlı iktidar mücadelesinin gerçekten sadece Başkanlık için olduğunu düşünmek istemiyorum, pek ihtimal de vermiyorum ancak ciddi bir stratejik hata ciddi bir öngörüsüzlük olduğu son derece açıktır.

Suriye Denklemi

Son gelişmelere baktığımızda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ile hala arasının bozuk olduğunu görebiliriz. Eskiden beri PYD ve PKK’nın ABD silahları kullandığı bilinirdi ve halk arasında konuşulurdu ancak resmi bir devlet görevlisi tarafından beyan edilmezdi. Şimdi en üst makam olan Cumhurbaşkanı tarafından açıkça söyleniyor. Yine bilindiği gibi ABD eskiden beri her ne kadar PKK’yı terörist olarak tanısa bile gizliden destek vermektedir. Türkiye’ye göre PKK’nın uzantısı olan PYD’ye destek verdiklerini zaten kendileri söylüyorlar ve ayrıca terörist olarak görmüyorlar.
ABD’nin bölgede bir Kürt Devleti kurmak istediğini yine bütün dünya bilmektedir. Ayrıca bölgede Kürt Devleti’ni ilginç bir şekilde Türkiye dışında neredeyse bütün önemli ülkeler desteklemektedir. ABD dışında başta İngiltere ve Almanya olmak üzere bütün AB ve Rusya PYD’ye açıkça destek veriyor. Türkiye’nin güney sınırını Akdeniz’e kadar PYD kontrol altına almayı başarırsa hemen kuzeyinde kalan Türkiye vatandaşı Kürt halkı ile komşu olacaktır. Bu durumda uzun zamandır gündemde olan büyük Kürdistan’ı gösteren haritaların gerçekleşme ihtimali doğar. Zaten Irak’ın kuzeyi ve Suriye’nin kuzeyi tamamlanmış ve geriye sadece Türkiye’nin güneyi kalmış olur. Türkiye’nin önünde bir yol ayrımı var, ya ne pahasına olursa olsun PYD’nin güney sınırına yerleşmesine ve Akdeniz’e uzanmasına engel olacak ya da yakın vadede güneydoğu bölgesine özerklik vermek zorunda kalacak.
Bir teoriye göre Akp’nin iktidara gelmiş olduğu ilk yıllarda yapmış olduğu açılımlar döneminde ABD ile anlaştığı ve başkanlık sistemine geçilerek yeni Osmanlı sürecinin başlayacağı öngörülüyordu. Bölgenin model ülkesi olarak Türkiye (belki ismi bile değiştirilerek) Kürtlere özerklik verecek karşılığında parçalanmış olan Suriye, Mısır ve Libya halkları kendisine eyaletler olarak bağlanmasa bile Türkiye’nin kontrolünde devletler haline gelecekti. Mısır ve Libya’da darbe olmuş, iktidara AKP’ye yakın isimler gelmişti bile. Esad çok kısa süre sonra devrilecek ve AKP iktidarı Şam’da Cuma namazı kılacaktı. Bu planın henüz neden bozulduğunu bilmiyoruz ancak bir anda her şey tersine döndü. Mısır ve Libya’da AKP düşmanı isimler karşı darbeler ile iktidarı ele geçirdi. Abd direkt müdahale etmekten vazgeçerek Esad’ın devrilmesine engel oldu. İşid terör örgütü ortaya çıktı ve bu örgüte karşı en etkili savaşan tek kara gücü PYD oldu. ABD ile anlaşmazlığa düşen Tayyip Erdoğan Kürtlere özerklik vermekten vazgeçerek milletin bölünmez bütünlüğüne vurgu yapmaya başladı.
Bundan sonraki dönemde Tayyip Erdoğan’ın Kürtlere özerklik vermek için yeniden masaya oturması beklenemez. Yüzlerce şehit verildi ve milletin vatan sevgisi kabarmış durumdadır. PYD’nin de bu aşamadan sonra geri adım atarak kendi bölgesine dönmesi beklenemez. Hele arkasında ABD ve Rusya varken böyle bir şey yapmaz. Peki ne olacak?
Türkiye’nin PYD’yi vurmaya başlaması öngörülemez bir çatışma ve bölgesel savaş ihtimalini güçlendirir. Bunu günümüz koşullarında hiçbir devlet göze alamaz. En rasyonel ihtimal Suriye’de çatışan bütün grupların masaya oturtulması ve bir anlaşmaya varmaları. Bu anlaşma sonucunda Esad başta Şam olmak üzere bütün önemli kentlerin kontrolünü ele alabilir. PYD, Akdeniz’e kadar inmese bile Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’nin göz yumacağı oranda çok fazla etki alanına sahip olabilir. Türkiye kısa vadede başkanlık sistemine geçtikten sonra Kürtlere özerklik vermesi karşılında AB’ye alınabilir.
Bu şekilde bir anlaşma olmazsa Türkiye askeri gücünün tamamını kullanarak bir bölgesel savaş başlatabilir ancak bu kimsenin işine gelmez. Suriye’de kara harekatı olmadan bir düzenin kurulması diplomasi haricinde pek ihtimal dahilinde görülmüyor. Rusya’nın kara gücü Esad’ın ordusudur. ABD ise kara gücü olarak PYD’yi görüyor olabilir. Türkiye ise Suudileri yanına alarak koalisyon hareketinin kara gücü olarak hareket edebilir. Bu durumda Rusya ve Esad ordusunun karşısında Türkiye, Suudi Arabistan ve ABD önderliğinde koalisyon güçleri olacaktır.
Türkiye yanıbaşında gerçekleşen yeni dünya güç denklemine askeri ve diplomasi alanında bütün gücü ile ağırlığını koymaya çalışıyor. Önümüzdeki altı ay içinde durumun nereye gideceği belli olacaktır. Diplomatik bir çözüm bulunamazsa savaş kaçınılmaz olabilir.