16 Nisan Referandumu’na Doğru

Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruluşundan bu yana en önemli halk oylamasına hazırlanıyor. 16 Nisan tarihinde yapılacak olan halk oylamasında evet veya hayır oyları ile yeni sistem değişikliğini kabul veya ret edecek.

Halkın temsilcisi kabul edilen milletvekillerinin oluşturduğu meclisin ortak karar alması sisteminden tek adamın karar alabileceği başkanlık sistemine geçişi oyluyor olacak. Tek bir kişinin devleti yöneten bütün yetkilere sahip olacağı bu sisteme şu anki hükümete sahip olan AKP, Cumhurbaşkanlığı Sistemi adını veriyor. Netice de verilen isimler elbette önemli değildir, önemli olan halka dayalı bir sistemden tek adama dayalı bir sisteme geçecek olduğumuz ihtimalidir.

Günümüzde dünyanın demokrasi ve ekonomi açısından en gelişmiş ülkelerine baktığımız zaman çoğunun meclis sistemi ile yönetildiği görmekteyiz. Sadece ABD başkanlık sistemi ile yönetilmektedir ancak bilindiği gibi ABD pek çok federasyondan oluşan birleşik bir devlettir ve başkanlık ancak bu tip yapılar için uygundur. Diğer taraftan dünyanın en geri kalmış Afrika ülkelerine baktığımız zaman başkanlık sistemi ile yönetildiğini görmekteyiz.

Onbeş yıldan beri tek parti hükümeti olarak Türkiye’yi yöneten AKP’nin ve güçlü lideri Sayın Erdoğan’ın neden ısrarla başkanlık istediğini herkesi ikna edecek biçimde anlatamadığı ortadadır. 15 temmuz hain darbe girişiminden sonra acaba devletin beka sorunu var mıdır sorusu ortaya çıktı. Fetöcü hain darbe girişimi Cumhuriyet’in gördüğü en ciddi tehlikeydi ve evet bu darbe girişimi Sayın Erdoğan sayesinde bastırıldı. Erdoğan biraz panik yapıp önce kendi canımı güvenceye alayım dese ve yakın bir Yunan Adası’na veya herhangi başka bir ülkeye kaçsa zaten şu anda fetöcü hainlerin yönetiminde olacaktık. Gerçi tam olarak bilinmez çünkü TSK içinde Atatürk’çü subayların ciddi bir direnişi olduğunu görüyoruz, ayrıca muhalif kesimlerin de büyük bir bölümü bu girişime direnmiştir. Bu sebeple fetöcü hainlerin yönetimi ele geçirmiş olsalar bile uzun süre orada duramayacaklarını söyleyebiliriz.

Türk Milleti hainlere asla geçit vermez.

Dünyanın merkezinde en güzel şehrine sahibiz, 1453 yılından beri hala İstanbul’un elimizde olmasını hazmedemeyen Batı güçlerin Türkiye üzerinde onlarca entrika çevirdiğini herhalde söylememize gerek yok. Türklerin başlatmış olduğu kavimler göçü ile dünya tarihi değişmişti. İstanbul’un fethi ile kavimler göçü taçlandırılmış oldu. Asya bozkırlarında başlayan büyük göç dünyanın merkezinde, en büyük ve en güzel şehrinde son buldu diyebiliriz. Çağ değiştiren bu önemli fetih elbette batılı güçler tarafından hazmedilemedi. Sonrasında yapılan Viyana kuşatmasında Avrupa ancak toparlanabilmişti ve o zamandan günümüze kadar karşı atak içindedir.

Dünyanın gördüğü en kanlı savaşın üzerinden henüz 72 yıl geçti. O dönemi yaşayan insanların bazıları hala hayatta. Saf olmamalıyız, bugün elde ettiğimiz teknolojiyi çıkardığımız zaman insan hala aynı insan ve siyaset aynı siyaset. Hiçbir ülke elde ettiği zenginliği başkası ile paylaşmak istemez. Hiçbir ülke bir başkasının daha güçlü olmasını istemez.

Bugün Suriye güçlerinin İdlip’te kimyasal saldırı yaptığını okuyoruz, masum siviller ve çocuklar vahşice öldürülebiliyor.

Bazı büyük güçlerin Türkiye’yi bölmek istediği son derece açıktır. Hatta Türklüğü ortadan kaldırmak istiyor olmaları şaşırtıcı değildir.

Bin yıl öncesinden bugüne geldiğimiz zaman Türklerin batı ile doğu arasında gerçek bir köprü olduğunu görüyoruz, uzun yıllar Arap dünyasına ve Balkanlara egemenlik kurmak kolay değildir. Asla küçümsenemez. Bugün Türkiye’yi güçsüzleştirmeden Ortadoğu’yu şekillendirmek zordur.

Büyük Orta Doğu projesi son derece başarılı bir biçimde yoluna devam ediyor olabilir mi?

Abd tarafından oluşturulan Bop, Irak işgali ile başlamıştı. Arap baharı darbeleri ve Suriye iç savaşı ile yoluna devam etti. Bugünlerde Türkiye’de bir sistem değişikliği ile sonuçlandırılmak isteniyor olabilir. Türkiye hariç diğer bütün ülkelerde başarıya ulaştığı görülüyor. Geriye sadece son adım olarak Türkiye kalmış olabilir mi?

15 temmuz hain darbe girişiminin karanlık noktaları aydınlatılsaydı veya hiç karanlık nokta olmasaydı, siyasi partiler kanunu iyi niyet ile değiştirilseydi veya bu referandum sepetine değişiklikler eklenseydi, referandum paketinde tek adam sistemini denetleyen daha güçlü etkili mekanizmalar olsaydı ve bu paketi hazırlayan Akp’nin geçmişinde pek çok şaibe olmamış olsaydı ve bu anayasa değişikliği toplumun bütün kesimleri tarafından uzunca tartışıldıktan sonra halk oylamasına sunulsaydı belki büyük farkla kabul görebilirdi ancak bugünkü pek çok şüphe ve karanlık kalmış olaylar altında kabul görmemesi gerekmektedir.

Yüce Türk Milleti sağduyusu ile gerekeni yapacak, en doğru kararı verecektir.