Kuşatılan Türkiye

17 Ekim 2020 tarihi itibarıyla Türkiye’nin dört bir taraftan yedi düvel tarafından kuşatılmış olduğu açıkça görülmektedir.

Günümüzün moda deyimi ile büyük resime bakarak herşeyin 17 Ocak 1991 tarihinde ABD koalisyon gücünün Irak’ı bombalaması ile başladığını söyleyebiliriz. Bu hava saldırısı ile ABD açıktan, diktatör olarak tanımlanan Irak lideri Saddam Hüseyin’i indirerek Ortadoğu coğrafyasına müdahale edeceğinin ilk net mesajını vermiş oluyordu. Ancak ilerleyen yıllarda Büyük Ortadoğu Projesi’nde belirlediği şekilde Ortadoğu ülkelerini peşi sıra hızlı bir biçimde bölerek yeni ülkeler kuracak imkanı sağlayamamıştı. Hala hakkında pek çok şaibe dolaşan 11 Eylül 2001 tarihinde New York’ta yaşanan ikiz kuleler terör saldırısı ile çok güçlü müdahale fırsatı yakalayan ABD hiç zaman kaybetmeden 20 Mart 2003 tarihinde Irak’ı işgale başlamıştı.

Neredeyse yok denecek kadar zayıf bir direniş gösteren Irak ordusu çok kısa sürede dağılmış ve ABD buradaki amacına tam hedeflediği gibi kolayca ulaşmıştı ancak ana hedefin bir kukla Kürdistan Devleti kurdurarak İran’ı çevrelemek, Türkiye’yi bölmek ve İsrail’e sadık bir müttefik yaratmak olduğunu bilen otoriteler ısrarla Irak sonrası sıranın Suriye’ye ve hemen sonrasında Türkiye’ye geleceğini söylüyorlardı.

Gerçekten de ansızın aşiretlerin ayaklanması ile 15 Mart 2011 tarihinde başlayan Suriye iç savaşı hızla yükselmişti. Buradan devam etmeden Arap Baharı denilen olaylar zincirinin tarihsel sıralamasına bakalım.

  • Tunus, 17 Aralık 2010 tarihinde başladı, devlet başkanı Zeynep Abidin’in ülkeden kaçması ile son buldu.
  • Mısır, 25 Ocak 2011 tarihinde başladı, devlet başkanı Hüsnü Mübarek istifa etti, yapılan seçimlerde Muhammed Mursi başkanlık koltuğuna oturdu ancak kısa süre sonra Sisi önderliğinde askeri darbe gerçekleştirildi, Mursi ile beraber Müslüman Kardeşler yöneticileri yargılandı, hapis ve idam cezaları verildi.
  • Libya, 15 Şubat 2011 tarihinde başladı, Libya başkanı Kaddafi’nin öldürülmesi ile son buldu. Libya’da hala iç savaş yaşanmaktadır.
  • Bahreyn, 14 Şubat 2011 tarihinde başladı, uzun süre karışıklıklar yaşandı.
  • Yemen, 27 Ocak 2011 tarihinde başladı, hala iç savaş yaşanmaktadır.

Yukarda yazılan tarihlere hızlıca bakıldığında bile hemen birbiriyle bağlantılı önceden planlanmış olaylar olduğu kanaati uyanmaktadır. Maalesef bu gelişmeleri Türkiye’nin o dönem yetkilileri doğru okuyamamışlardır, bugün uluslararası ilişkilerde yaşadığımız yalnızlığın neticesi Arap Baharı zamanına, özellikle Suriye olaylarının başlangıcına dayanmaktadır. O dönemin iktidarı Şam rejiminin çok kısa sürede düşeceğini sanarak Emevi Camisi’nde Cuma namazı kılacağını düşünmüştü. Ancak Rusya’nın ve İran’ın güçlü şekilde Şam’ın yanında yer alacağını ve ABD’nin çekimser kalacağını hesaplayamamıştı. Daha da vahimi diyebileceğimiz, bizim için bazı konularda Suriye’den daha önemli olabilecek Mısır ile tüm ilişkisini kesmişti.

Mısır, kadim tarihi, Akdeniz’de konumu, Afrika ve Ortadoğu’da etkisi ile son derece önemli bir devlettir. Batının ortadoğu’ya gelişini bu makalede birinci körfez savaşı ile başlattık ancak Edward Said’e göre Napolyon’un Mısır’ı işgali ile 220 yıl önce başlamıştır. Sonrasında İngiltere öncülüğünde 1. Dünya savaşı ile devam etmiştir. Yani aslında herşey Mısır ile başlamıştır da diyebiliriz. Daha da geriye Haçlı seferlerine ve Kudüs’ün önemine gidebiliriz ancak bu başka bir yazı konusu olsun.

Bugüne geldiğimiz vakit Rusya’nın egemenliği altına girmiş bir Şam rejimi, Suriye’nin kuzeyinde yani bizim güney sınırımızda ABD egemenliğinde bir kukla YPG terör devletciği, Suriye muhalifleri olarak adlandırdığımız binlerce başıbozuk savaşçının barındığı Hatay’a komşu bir İdlib ile başbaşa kalmış durumdayız. Tam bir yukarı tükürsen bıyık, aşağısı sakal durumu.

Suriye’de içine düştüğümüz karışık durumdan istifade eden ezeli düşmanımız Güney Kıbrıs ile Yunanistan ve neredeyse bütün Afrika ile Ortadoğu’da egemenlik iddia edecek kadar hodbin davranan Fransa birlik olarak Doğu Akdeniz ve Kuzey Kıbrıs meselelerinde üstümüze tam gaz gelmektedirler. İlginç olan AB’de daha önce görülmediği ölçüde karşımızda bir bütün olarak durmaktadır.

Doğu Akdeniz’de denizlerde haklarımızı korumak için Libya ile yaptığımız anlaşmada hem Fransa ile hem Rusya ile ters düştük. Burada ilginç olan Rusya ile Fransa’nın birbirleri ile dost devletler olmamasıdır ancak Libya’da beraber hareket ediyor görünüyorlar. Aynı durum aslında Suriye’de geçerlidir. 9 yıldır süren iç savaşta Rusya ve ABD gerilimi tırmandıracak ölçüde hiç karşı karşıya gelmemişlerdir. Aralarında başından beri bir anlaşma olduğunu düşünebiliriz. Oysa bilindiği gibi bu iki ülke soğuk savaş dediğimiz dönemde birbirlerine düşmandılar.

ABD ise Türkiye üzerinde kurduğu böl ve yönet planları suya düştükçe giderek artan dozda düşmanlık yapmaya başlamıştır. Geçen aylarda tam sınırımızda Dedeağaç bölgesinde Yunanistan ile askeri tatbikat yapmıştır. Girit’te bir askeri üs kurmuştur, Güney Kıbrıs’ta silah ambargosunu kaldırmıştır. Ayrıca 15 Temmuz hain askeri darbe teşebbüsünü unutmamalıyız.

Bütün bunların üstüne bir anda kokuşmuş zihniyet sahibi Ermenistan Devleti dost Azerbaycan’a saldırmaya başladı. Terör devleti haline gelmiş olan Ermenistan Gence başta olmak üzere pek çok şehirde sivilleri vurmaktadır. Azerbaycan’ın işgal altında tutulan topraklarını kurtaracağına ve sabırla provakasyonlara gelmeyeceğine inanıyoruz.

Yukarda kısaca bahsedildiği gibi dört bir yandan ve yedi düvel tarafından Türkiye’nin kuşatılmış olduğu açıkça görülmektedir. Bu kuşatılmışlıktan nasıl çıkacağız?