Terör Gerçekleri

AKP’nin tek başına iktidar olarak çıkamadığı ve Erdoğan’ın başkanlık hayallerinin suya düştüğü Haziran 2015 seçimlerinden sonra bir düğmeye basılmış gibi Suruç katliamı ve PKK’nın polislere saldırısı ile terör olayları başlamış oldu. Bir anda çözüm sürecinde PKK’nın otoyolların altına patlayıcı yerleştirdiğini havaya uçan askeri araçlarımız ve şehitlerimiz ile öğrenmiş olduk. CHP’nin ve özellikle MHP’nin büyük basiretsizlikleri sayesinde Kasım 2015 seçimlerinde AKP yine tek başına iktidar oldu.

Erdoğan’ın başkan olabilme ihtimalinin yeniden ortaya çıkması ile birlikte terörle mücadele konusunda kararlılık vurgusu yapıldı ve Diyarbakır’ın merkezi sayılan ünlü tarihi ilçesi Sur’un hendekler, barikatlar ile kapatıldığını ve teröristlerin eline geçtiğini bir anda öğrenmiş olduk. Benzer şekilde Silopi ve Cizre’de teröristlerin kontrolüne girmişti.

Ergenekon davasında sahte deliller ile kurulan kumpaslar sonucunda TSK’nın vatansever subayları Cemaat operasyonları ve AKP’nin görmezden gelmesi ile etkisiz kılınmış cezaevine atılmıştı. O dönemden beri morali bozuk olan ve komuta kadrosu AKP’nin istediği gibi şekillenmiş olan ordumuzun vatansever subayları hendek, barikatlar ve patlayıcılar ile teröristlerin kontrolüne geçmiş olan ilçeleri temizlemek için son altı ayda 300’ün üzerinde şehit verdi.

Abd’nin Irak işgalinden beri bilinmekte olan büyük Kürdistan projesini AKP yeni duymuş olabilir mi? O dönemde aklı biraz siyasete çalışan ve gündemi takip eden herkes Irak’tan sonra sıranın Suriye’ye geleceğini ve en son Türkiye’ye geleceğini söylüyordu. Bu konuşmalar yapılırken hamasetle dolu olan kafası az çalışan vatandaşlar Suriye’nin bir Irak olmadığını ve kolay parçalanmayacağını ve hele hele Türkiye’nin ne Irak ne de Suriye olduğunu, asla parçalanmayacağını söylüyordu. Suriye’nin ne kadar kolay parçalandığını yaşayarak gördük ve sıra Türkiye’ye geldi.

Son 14 yıldır iktidarda olan AKP bütün bu olaylar gelişirken ne yapıyordu? Bugün mü YPG bir tehdit oldu?

Yüzbinlerce mülteci sınır kapılarına dayandığında durun bakalım ne oluyor ben bunları kendi ülkeme alamam ancak güvenli bölgede bakarım diyerek sınırın az ötesine geçemeyecek kadar nasıl acil kaldı?

Güneydoğu ilçelerinde yüzlerce hendek kazılırken, teröristler kontrolü eline geçirirken bu devlet nasıl seyretti?

Erdoğan’ın başkanlık hayallerini gerçekleştirmesi için milliyetçi kitleyi konsolide etme çabaları terör operasyonları ile başarılı oldu ancak aynı zamanda gerçekten vatansever olan cumhuriyetçi kitle üzerinde de ülkenin geleceği hakkında duyulan rahatsızlık ve endişe duygularını arttırmaya başladı.

Ankara’da Devlet Sokağın’da askeri servis araçlarını hedef alan terör saldırısı sonrasında milletin kafasında soru işaretleri daha çok oluşmaya başlamıştır. Saldırının hemen ertesi günü Davutoğlu’nun YPG tarafından yapıldığını söylemesi pek inandırıcı gelmemiştir. Türkiye hariç birçok büyük ülkenin desteğini alan ve terörist örgüt olarak tanınmayan YPG’nin ancak aptal olması lazımdır Türkiye’ye kendisini vurabilmesi ve dünyaya işte terörist örgüt diye tanıtabileceği kozu verecek böyle bir saldırıyı yapması için. Diyelim ki gerçekten YPG yaptı, o zaman büyük ve güçlü bir ülke olarak hadi YPG mevzilerini yoğun olarak bombalayalım. Hadi sınır ötesi bir harekat ile fırsat bu fırsattır diyelim ve YPG’yi püskürtelim.

Sınırından yaklaşık 50km uzakta olan Süleyman Şah türbesini koruyamadığı için sınırın dibine taşıyan bir ülke nasıl sınır ötesi operasyon yapacak? Rus uçağını düşürerek artık Suriye hava sahasına giremeyen hava kuvvetlerimiz nasıl bombalayacak?

Altalta yazınca ne kadar büyük hatalar yapıldığı daha net görülüyor. Artık milletin sabrı kalmamış olabilir. Terör saldırıları ve şehitler ile milliyetçi duyguları iyice kabaran halk savaş isteyebilir. Kürtlere karşı nefret duymaya başlayabilir ve bu durum hiç istenmediği yönde ilerleyerek bir iç savaşa dönebilir. Bir iç savaş ihtimalini ise halkın gazını almak için bir cephe savaşı yani bir Suriye müdahalesi engelleyebilir.

Bugün geldiğimiz noktada eğer AKP Türkiye’yi soktuğu bu karanlık yoldan döndürecek politikalar üretemezse veya üretmezse Gezi benzeri yeni ayaklanmalar, şehirlerde Türk Kürt çatışmaları, Suriye’de bir bölgesel savaş görebiliriz.

Bu yaşanan kanlı iktidar mücadelesinin gerçekten sadece Başkanlık için olduğunu düşünmek istemiyorum, pek ihtimal de vermiyorum ancak ciddi bir stratejik hata ciddi bir öngörüsüzlük olduğu son derece açıktır.

Suriye Denklemi

Son gelişmelere baktığımızda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ile hala arasının bozuk olduğunu görebiliriz. Eskiden beri PYD ve PKK’nın ABD silahları kullandığı bilinirdi ve halk arasında konuşulurdu ancak resmi bir devlet görevlisi tarafından beyan edilmezdi. Şimdi en üst makam olan Cumhurbaşkanı tarafından açıkça söyleniyor. Yine bilindiği gibi ABD eskiden beri her ne kadar PKK’yı terörist olarak tanısa bile gizliden destek vermektedir. Türkiye’ye göre PKK’nın uzantısı olan PYD’ye destek verdiklerini zaten kendileri söylüyorlar ve ayrıca terörist olarak görmüyorlar.
ABD’nin bölgede bir Kürt Devleti kurmak istediğini yine bütün dünya bilmektedir. Ayrıca bölgede Kürt Devleti’ni ilginç bir şekilde Türkiye dışında neredeyse bütün önemli ülkeler desteklemektedir. ABD dışında başta İngiltere ve Almanya olmak üzere bütün AB ve Rusya PYD’ye açıkça destek veriyor. Türkiye’nin güney sınırını Akdeniz’e kadar PYD kontrol altına almayı başarırsa hemen kuzeyinde kalan Türkiye vatandaşı Kürt halkı ile komşu olacaktır. Bu durumda uzun zamandır gündemde olan büyük Kürdistan’ı gösteren haritaların gerçekleşme ihtimali doğar. Zaten Irak’ın kuzeyi ve Suriye’nin kuzeyi tamamlanmış ve geriye sadece Türkiye’nin güneyi kalmış olur. Türkiye’nin önünde bir yol ayrımı var, ya ne pahasına olursa olsun PYD’nin güney sınırına yerleşmesine ve Akdeniz’e uzanmasına engel olacak ya da yakın vadede güneydoğu bölgesine özerklik vermek zorunda kalacak.
Bir teoriye göre Akp’nin iktidara gelmiş olduğu ilk yıllarda yapmış olduğu açılımlar döneminde ABD ile anlaştığı ve başkanlık sistemine geçilerek yeni Osmanlı sürecinin başlayacağı öngörülüyordu. Bölgenin model ülkesi olarak Türkiye (belki ismi bile değiştirilerek) Kürtlere özerklik verecek karşılığında parçalanmış olan Suriye, Mısır ve Libya halkları kendisine eyaletler olarak bağlanmasa bile Türkiye’nin kontrolünde devletler haline gelecekti. Mısır ve Libya’da darbe olmuş, iktidara AKP’ye yakın isimler gelmişti bile. Esad çok kısa süre sonra devrilecek ve AKP iktidarı Şam’da Cuma namazı kılacaktı. Bu planın henüz neden bozulduğunu bilmiyoruz ancak bir anda her şey tersine döndü. Mısır ve Libya’da AKP düşmanı isimler karşı darbeler ile iktidarı ele geçirdi. Abd direkt müdahale etmekten vazgeçerek Esad’ın devrilmesine engel oldu. İşid terör örgütü ortaya çıktı ve bu örgüte karşı en etkili savaşan tek kara gücü PYD oldu. ABD ile anlaşmazlığa düşen Tayyip Erdoğan Kürtlere özerklik vermekten vazgeçerek milletin bölünmez bütünlüğüne vurgu yapmaya başladı.
Bundan sonraki dönemde Tayyip Erdoğan’ın Kürtlere özerklik vermek için yeniden masaya oturması beklenemez. Yüzlerce şehit verildi ve milletin vatan sevgisi kabarmış durumdadır. PYD’nin de bu aşamadan sonra geri adım atarak kendi bölgesine dönmesi beklenemez. Hele arkasında ABD ve Rusya varken böyle bir şey yapmaz. Peki ne olacak?
Türkiye’nin PYD’yi vurmaya başlaması öngörülemez bir çatışma ve bölgesel savaş ihtimalini güçlendirir. Bunu günümüz koşullarında hiçbir devlet göze alamaz. En rasyonel ihtimal Suriye’de çatışan bütün grupların masaya oturtulması ve bir anlaşmaya varmaları. Bu anlaşma sonucunda Esad başta Şam olmak üzere bütün önemli kentlerin kontrolünü ele alabilir. PYD, Akdeniz’e kadar inmese bile Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’nin göz yumacağı oranda çok fazla etki alanına sahip olabilir. Türkiye kısa vadede başkanlık sistemine geçtikten sonra Kürtlere özerklik vermesi karşılında AB’ye alınabilir.
Bu şekilde bir anlaşma olmazsa Türkiye askeri gücünün tamamını kullanarak bir bölgesel savaş başlatabilir ancak bu kimsenin işine gelmez. Suriye’de kara harekatı olmadan bir düzenin kurulması diplomasi haricinde pek ihtimal dahilinde görülmüyor. Rusya’nın kara gücü Esad’ın ordusudur. ABD ise kara gücü olarak PYD’yi görüyor olabilir. Türkiye ise Suudileri yanına alarak koalisyon hareketinin kara gücü olarak hareket edebilir. Bu durumda Rusya ve Esad ordusunun karşısında Türkiye, Suudi Arabistan ve ABD önderliğinde koalisyon güçleri olacaktır.
Türkiye yanıbaşında gerçekleşen yeni dünya güç denklemine askeri ve diplomasi alanında bütün gücü ile ağırlığını koymaya çalışıyor. Önümüzdeki altı ay içinde durumun nereye gideceği belli olacaktır. Diplomatik bir çözüm bulunamazsa savaş kaçınılmaz olabilir.

Yeni Dünya Savaşı

İngiltere’de başlayan sanayi devrimi sonrasında öncelikle Avrupa devletleri arasında olmak üzere dünya’da rekabet arttı, sömürgecilik ve silahlanma önem kazandı, Fransa’dan yayılan milliyetçi akımların da etkisiyle 1914 yılında İngiltere, Rusya, Fransa, İtalya, Sırbistan, Japonya, Romanya, Portekiz, ABD, Brezilya ve Yunanistan bir taraf olarak; Almanya, Avusturya-Macar imparatorluğu,  Bulgaristan, Osmanlı Devleti diğer taraf olarak dünya savaşını başlattı. Bu savaşın sonucunda İngiltere ve Fransa Avrupa’nın en güçlü ülkeleri haline geldi, Osmanlı Devleti parçalandı, Rusya’da rejim değişikliği yaşandı.

İkinci dünya savaşı pek çok tarihçiye göre birinci dünya savaşının devamıdır. Tamamlanmamış hesabın görülmesidir. Gururu kırılan Alman halkının yükselen milliyetçi duyguları Hitler’i yaratmıştır, sanayisini süratle geliştiren ve silahlanan Almanlar Avrupa’yı kasıp kavurmuştur. Hitler’in kendisinden zayıf durumda olan İngiltere yerine hammadde temin etmek amacıyla önce Rusya’ya saldırması savaşın Almanya’nın kaybetmesine sebep olmuştur. Rusya, düşünülenin aksine sanayisini ve silahlanmasını tamamlamış, kurnaz bir taktikle Moskova’ya kadar geri çekilerek ve çekildiği yerlerde kendi köylerini yakarak Alman ordusunun yorulmasını ve yeteri kadar erzak temin edememesini sağlayarak savaşı kendi lehine çevirmiştir. ABD’ye kaçan Einstein başta olmak üzere Alman bilim adamlarının ABD’ye Almanya’nın atom bombası üzerinde çalıştığını ve başarılı olması durumunda durdurulmasının imkansız olacağını söylemesi sayesinde, ABD erken davranmış ve Einstein sayesinde atom bombasını üretmiştir. Japonya’ya atılan iki atom bombası yarattığı korkunç yıkım gücü sayesinde bir anda güç dengesini değiştirmiş ve savaş sona ermiştir.

İkinci dünya savaşı sonrasında savaştan galip çıkan diğer devlet olan Rusya’nın da hemen nükleer silahlanmayı başarması sayesinde dünya iki kutup üzerinden soğuk savaşa sürüklenmiştir. Soğuk savaş döneminde yeni bir savaşın çıkmasını ironik bir biçimde nükleer silahlar önlemiştir. Kristal top etkisi olarak bilinen bu durum, bir devletin nükleer silah kullanması durumunda sahip olan bütün devletlerin kullanmasını sağlayacağı ve dünya üzerinde kimsenin kazanamayacağı büyük bir yıkımı yol açacağı korkusudur.

Savaşsız geçen dönemde teknoloji ve ekonomi hızla gelişti, gelişen ekonomi tüketimi canlandırdı, zaten kapitalist sistemin getirdiği ekonomik düzen tüketim üzerine kurulmuştu. Artan tüketim, gelişen teknoloji ve yeni silahlar enerjinin yani petrolün önemini arttırdı. Petrol zengini olan ve birinci dünya savaşı sonrasında parçalanan Ortadoğu bölgesi bu kez petrol savaşlarına neden oldu.

Günümüze geldiğimizde geçtiğimiz yüzyılda sanayileşme ve milliyetçi duyguların yükselmesi ile başlayan anlaşmazlıkların benzer şekilde devam ettiğini görüyoruz. Dünya üzerinde güç sahibi bütün ülkelerde milliyetçi rüzgarlar esmektedir. Küresel ekonomi ve gelir dağılımındaki büyük eşitsizlikler, bölgesel savaşları ve terörü tetikliyor. Suriye’nin geleceği konusunda varılamayan mutabakat nasıl gerçekleşecek? Suriye topraklarında İran generalleri savaşıyor, Rusya havadan bomba yağdırıyor, ABD ve AB savaş uçakları da koalisyon güçleri adı altında bomba yağdırıyor. Türkiye, Rus uçağını düşürüyor. Yuvarlak masa kurularak bir anlaşmaya varılmazsa kim geri adım atacak? Merkel sadece mülteci sorunu yüzünden Türkiye’yi ziyaret etmiyor elbette aynı zamanda Rusya ile olan geçmişten gelen düşmanlığın da sebebi vardır. Birinci dünya savaşında Rusya tarafında olan Fransa ile Putin’in ortak basın toplantısı yapması rastlantı mıdır? Elbette AB içinde Fransa gidip Rusya’dan taraf olmayacaktır ancak dialog kurulabilmektedir anlaşılan.

Bu arada Fransız petrol şirketi Total’in eski CEO’sunun Rusya’da ilginç bir kazaya kurban gitmesi, Rus yolcu uçağının füze ile vurularak düşürülmesi ve hemen sonrasında Paris’te yaşanan büyük terör olaylarını hatırlamakta fayda olabilir.

Birinci dünya savaşı sonrasında ikinci dünya savaşına sebep olan kapanmayan hesap nükleer silahların gölgesinde Suriye üzerinden bir üçüncü dünya savaşına sebep olabilir mi?

ABD’nin önümüzdeki dönem yeni düşmanının Çin olacağını düşünürsek yakın gelecekte yeni bir dünya savaşı olmaz diyebiliriz. Artık Rusya ABD’nin düşmanı değildir, yeni düşman Çin olabilir.

Suriye sorunu ise Rusya ve AB ülkeleri arasında ABD hakemliğinde bir sonuca ulaşacak gibi gözüküyor.

Ortadoğu

Ortadoğu bataklığının oluşmasına katkı yapan ülkelere buradaki pisliğin bir gün bulaşabileceği her zaman söyleniyordu. Soğuk savaş döneminde dünyanın direklerinden bir tanesi sayılan Mezopotamya bölgesi ABD ve SSCB arasında ciddi bir rekabete sahne olmuştu. Afganistan ve İran’da rejim değişiklikleri yaşanmış, İran ve Irak yedi yıl süren bir savaşa sürüklenmişlerdi. Soğuk savaşın bitmesinden sonra bütün dünyayı ele geçiren kapitalist sistem, yani bir anlamda tüketim ile büyümeye dayalı ekonomi anlayışı önemli bir enerji kaynağı olan petrolün önemini artırmıştı. Bu sefer Ortadoğu’nun zengin petrol yataklarına sahip ülkeleri enerji stokları açısından önemli hale gelmişlerdi.

Dağılmış olan SSCB, kapitalist sisteme uyum sağlamaya çalışırken ABD dünyanın tartışmasız en güçlü devleti haline geldi. Dünyanın tek süper gücü olan ABD, bulunduğu konum gereği dünya siyasetinde oyun kurucu rolünü agresif bir biçimde yürütmeye başladı. Yeni Ortadoğu düzeni gereği tek adam rejimleri ile yönetilen ülkelere demokrasi getirmeyi kendisine görev saydı. Bir zamanlar kendisinin desteklediği Irak ile bu işe başlamak en doğru seçenekti. Irak’ı savunacak başka bir ülke yoktu, rahatça Saddam’ı indirebilir ve Irak halkına demokrasi getirebilirdi. Irak işgalinden hemen sonra Suriye’de iç savaş çıktı, Libya, Tunus ve Mısır’da darbeler, halk ayanlanmaları yaşandı. Mısır’da ordunun karşı darbesi ile düzen sağlanabildi, Suriye’de Esad Rusya’nın desteği sayesinde ABD’nin beklentisinin aksine hala koltuğunda oturmaktadır. Libya ve Suriye’nin diğer bölgeleri ile Irak’ın bir kısmı İşid terör örgütü hakimiyetine geçmiş bulunuyor.

ABD’nin Ortadoğu politikaları başarısız mı oldu?

ABD, yeni dünya gerçeğini fark ettiği için politika değişikliğine gitti, artık ABD için Pasifik, Ortadoğu’dan daha önemli bir bölge haline geldi. ABD, soğuk savaş dönemi sonrasında kapitalist sistemin ana enerji ve tüketim kaynaklarından olan petrolün peşinde koşarken bir yandan da başka tür enerji kaynakları araştırmasını sürdürdü. Bir süre sonra kaya gazı gibi farklı enerjiler buldu, motorlu araçlarda elektrik enerjisini daha çok kullanmaya başladı, büyük ihtimalle uzay araştırmaları sayesinde daha etkin başka tür enerjiler de bulmaya çok yakın olabilir. ABD, yakın gelecekte petrolün eskisi kadar önemli olmayacağını gördü ve kendisi için en büyük tehlikenin büyüyen ekonomisi ile Çin olduğunu anladı. Çin aynı hızda büyümeye devam ederse dünyanın en büyük ekonomisi haline gelecek ve ABD’nin önüne geçerek oyun kurucu olacaktı. Bunu engellemek için dikkatini Pasifik bölgesine kaydırdı. Trans Pasifik ticaret anlaşmasını Japonya ile birlikte yaptı.

ABD, dikkatini Pasifik bölgesine kaydırınca Ortadoğu’dan aslında çekildi ve bölge Rusya ile AB’ye kaldı. Birinci dünya savaşı sonrasında parçalanan Osmanlı Devleti’nin mirasını İngiliz ve Fransızlar paylaşmışlardı. Bu yüzden bugün yine İngilizler Fransızlar ile ortak hareket edeceklerini ve İşid’i birlikte vuracaklarını söylüyorlar.

Türkiye, AKP’nin Yeni Osmanlı hayalleri ile bölgeye ağırlığını koymak istiyor ancak ne kadar başarabilir? Irak bile Musul’a asker gönderen Türkiye’yi tehdit edebiliyorken ve ABD Irak’ı haklı buluyorken, İran ve Rusya ateş püskürürken mümkün olamaz gibi gözüküyor. Sadece Katar’ın maddi desteği ile ne yapabiliriz? Bugün Ortadoğu’da ancak çok büyük bir askeri güç ile başarılı olunabilir, Türkiye her ne kadar dünyanın önemli askeri güçlerinden bir tanesi olsa bile aynı anda bazıları süper güç olan büyük ülkeler ile baş etmesi mümkün değildir.

Daha çok batağa saplanmamayı temenni ederim.

Muhalefet Sorunu

Muhalefet demokrasilerin vazgeçilmez unsurudur. İktidar partisinin yaptığı yanlışları eleştirerek düzeltmesini sağlamak, farklı görüşleri dile getirmek, değişik temsil olanakları sağlamak için çok önemli görevleri vardır. Uzun yıllar iktidarda kalmış bir parti genellikle zayıflar ve yerine ana muhalefet partisi geçer. Günümüzde artık bu genel kanı AKP ve AKP’ye muhalefet eden partiler sayesinde yıkılmıştır. AKP’nin iktidarda kaldığı 13 yıl boyunca ve muhtemelen iktidarda kalmak üzere 4 yıl daha yetki aldığı bugünlere kadar muhalefet partileri seçimlerde hep yenildiler. Normal şartlarda oylarını üst üste bir iki seçimde artıramayan liderin istifa ederek koltuğunu oyları yükseltebilecek başka bir lidere bırakması gerekir. MHP lideri Devlet Bahçeli gibi 14 kez seçim kaybetmesine karşılık hala koltukta oturmaya devam etmesi kendi seçmenine hakarettir. Sadece kendi seçmenine değil, MHP’ye oy vermek isteyip Bahçeli yüzünden vermeyen vatandaşlara da harekettir. Temsil etmekte olduğu Türk Milliyetçiliğine ihanettir.

MHP lideri, çözüm süreci adı atlında bölünme sürecine götürmekle ve vatan hainliği ile suçladığı AKP’ye kendi seçmenini kaptırdığını nasıl açıklayabilir. Bunun tek bir açıklaması olabilir, demek ki AKP’ye giden seçmen MHP’den daha milliyetçi buluyor, demek ki AKP’ye daha çok güveniyor, demek ki MHP’yi inandırıcı ve yeterli bulmuyor. 18 yıl boyunca zarar yazan bir şirket genel müdürünün koltuğunda oturabilmesi mümkün müdür? Girdiği 14 ihaleyi kaybetmiş olan bir genel müdür o koltukta oturabilir mi? Bariz bir başarısızlık vardır ve istifa etmezse derhal görevden alınır.

MHP’nin geçmişten gelen dar kadroları ve muhafazakar yapısı ile liderlerini indirememeleri anlaşılabilir ancak CHP’nin durumu farklıdır. Her ne kadar MHP gibi ağır bir yenilgi olmamasına rağmen Kılıçdaroğlu memur kişiliğini üzerinden atamıyor gözükmektedir. Kılıçdaroğlu mesela çok başarılı bir maliye bakanı olabilir ancak doğal bir lider değildir, böyle bir özelliği maalesef yok. CHP’nin kendi kadrolarından gerçek bir lider çıkaramamasını anlamak mümkün değil. CHP’nin derhal silkinip parti il ve ilçe yazıhanelerinden oy toplamaya çalışmayı bırakmalı yarından itibaren mahalle mahalle bütün Türkiye’ye gezmeye başlamalı, bütün vatandaşları kapı kapı ziyaret etmeli ve kendisini anlatmalıdır. Eski genel başkan Baykal döneminden kalan orduya sırtını dayamış olduğu rahatlığı artık üstünden tamamen atmalıdır. Olması gerektiği gibi artık TSK’nın siyaset üzerinden herhangi bir etkisi yoktur, herhangi bir medet ummanın zamanı geçmiştir ve doğru da değildir. Yapılacak tek şey vatandaşlarla yüz yüze sürekli görüşmeler yapmak ve kendi politikalarını anlatmak, iktidar partisinin yanlışlarını aktarmaktır.

Kendisine oy veren milyonlarca insanı defalarca mutsuz etmeye hiçbir muhalefet partisinin liderinin hakkı yoktur. Beceriksiz bir lideri kimse istemez. On üç yıl boyunca çokça yıpranmış, hakkında pek çok olumsuz iddia olan bir iktidar partisi oyunu artırabiliyorsa, ana muhalefet partisi yerinde sayıyor ve MHP oy kaybediyorsa ortada çok ciddi bir muhalefet sorunu var demektir. Eğer CHP ve MHP en kısa sürede lider ve kadro değişikliği yapmazsa bir sonraki seçimlerde tasfiye olabilirler. AKP, bu muhalefet ile daha çok uzun yıllar boyunca rahatça iktidar olmaya devam eder.

 

 

 

İletişim Araçları ve Siyaset

İnsanlar arasında iletişimi sağlayan bütün araçlar tarih boyunca çok önemli rol oynamıştır. Matbaanın bulunması ile birlikte yazılan bütün yazılar süratle çoğaltılarak pek çok insana ulaşmayı başarmıştır. Pek çok insan farklı fikirler ile matbaa sayesinde tanışmış ve dünyanın değişimi bu şekilde hızlanmıştır. Radyonun keşfi ile kitle iletişim devri başlamış ve istenilen mesajın tek bir merkezden milyonlarca insana gönderilebilmesi mümkün olmuştur. Televizyonlar ile görüntülü iletişim başlamış, beden dilinin, davranış yöntemlerinin kitleler üzerinde önemi fark edilmiş ve etkileri araştırılma konusu olmuştur. Radyo ve televizyon geçen yüzyılın en etkili propaganda araçlarıdır. Bütün savaş yıllarında ve darbe dönemleri ile iktidar değişim süreçlerinde yoğun olarak kullanılmıştır.

Günümüzde internet ve akıllı telefonlar ile bilgiye erişim, kitle etkileşimi, algı yönetimi, zihin kontrolü, propaganda alanları ve birey davranışları büyük değişimler geçirmektedir. En etkili tespit olarak şunu hemen söyleyebiliriz, akıllı telefon taşıyan ve internete istediği an girebilecek milyonlarca kişinin büyük çoğunluğu birkaç saniye içinde herhangi merak ettiği bir bilgiye ulaşabileceğini bilmesine rağmen bunu yapmamaktadır. Yine aynı şekilde belli bir siyasi görüş taraftarı olan pek çok kişi çok hızlı bir şekilde karşı tarafın görüşlerine internet üzerinden ulaşabilecekken bunu yapmak yerine sürekli olarak kendi taraftar medyasını takip etmektedir. Ben bu durumu insan beyninin aslında bilinen ortak kanının tersine değişime zor adapte olması ile açıklıyorum, insan zekası maalesef çok kıvrak değildir ve özellikle kendi dışında gelişen toplumsal olayları, büyük değişimleri bir anda kavramaktan çok uzaktır. Ayrıca kullanılmadığı sürece son derece tembellik yapmaya eğilimli olan insan zekası sadece kendisine gösterilen yolda ilerlemeyi ve mümkün olduğu kadar alışagelmiş rutini izlemeye devam edecektir.

Kendisine bariz bir zararı dokunmadıkça rutini izlemeye devam eden insan zekasının bu davranışı ile güncel siyaseti ve iki gün sonra yapılacak olan seçimleri yorumlayabiliriz.

07 Haziran tarihinde yapılmış olan genel seçimlerde AKP istediği oy oranını alamadığı ve tek başına hükümet kurmaya yetecek milletvekili sayısını az farkla kaçırdığı için erken seçim kararı aldırmıştı. On üç yıl boyunca ülkeyi yönetmiş olan AKP seçmen algısını kitle iletişim araçları ile yönlendirmesini çok iyi başarabilen bir siyasi partidir. AKP seçmeninin kendi taraftarının, yandaşlarının basın yayın organlarını takip ettiklerini ve muhalif yayın organlarına neredeyse hiç bakmadıklarını çeşitli araştırmalardan bilmekteyiz. Gerçi bu durum sadece AKP seçmenleri için değil eğitimli insanlar da dahil olmak üzere bütün insanlar için geçerlidir. Eğitimli insanlarda kendi görüşlerine muhalif olan yayın organlarını iğrenç olmakla, okunamayacak kadar kalitesiz olmakla suçlayarak ilgilenmemektedir.

Hakkında ciddi yolsuzluk iddiaları bulunan AKP’nin oy oranlarında dramatik bir düşüş olmaması ancak konsolide olan seçmen tabanı ile açıklanabilir. AKP seçmeninin muhaliflerin ne konuştuğundan neler yazıp çizdiklerinden haberi yoktur. Oy vermeye devam edenlerin bir kısmı AKP’yi iktidardan indirmek için kumpas kurulduğunu diğer bir kısmı ise Tayyip Erdoğan yerinde kim olsa aynı şekilde davranacağını savunmaktadır. Tayyip Erdoğan’ın birbirinden çok farklı birbirini yalanlayan onlarca videosu internette olmasına rağmen bunlar kendi seçmenleri tarafından seyredilmemektedir. Tayyip Erdoğan’ın lideri Necmettin Erbakan’ın AKP’yi ciddi ithamlar ile eleştiren onlarca videosu yine internette bulunmasına rağmen AKP seçmeni üzerinde herhangi bir olumsuz etki yapmamıştır. Dün Erbakan’ın seçmen kitlesi bugün AKP’nin olmuştur, aynı seçmen kitlesinin Erbakan’ın eleştirilerinden neredeyse hiç etkilenmemesi mümkün olabilir mi? Olmaması gerektiğini düşünürsek demek ki Erbakan’ın eleştiri videoları kendi seçmen kitlesi tarafından izlenmemektedir sonucuna varabiliriz.

AKP hükümetinin ciddi yalanlar söylediği değişik zamanlarda çekilmiş pek çok video ile ispatlanmaktadır. Söyledikleri beyanın tam tersini bir süre sonra hiç çekinmeden değiştirebilmektedirler. Yolsuzluk iddialarından yargı yolunu kapatarak kaçmaları zaten ciddi şüpheler uyandırmaktadır. Eğer herhangi bir yolsuzluk yoksa yargılanmayı kabul ederler ve aklanırlardı. Kutuplaştırmak ve milleti bölmek zaten başlı başına kötü bir siyasettir.

AKP’nin bütün bu kötü yönlerine rağmen hala 18 milyon kişinin oyunu alabilmesini sadece algı yönetimi ve kitle iletişim araçlarını çok iyi kullanması ile açıklayabiliriz. 18 milyon insanın yolsuzluk iddialarını ve yalanları onaylıyor olması pek rasyonel değildir, sadece olayın ciddiyetini yeterince bilmiyor olabilirler.

Rusya ve Suriye

Rusya’nın soğuk savaş yıllarından beri Suriye’nin müttefiki olduğu ve askeri alanda desteklediği bilinir. Suriye’de iç savaş çıktığı zamandan beri de destek verdiği bilinmektedir ancak hiç kimse kendi savaş uçakları ile Suriye’de muhalif örgütleri vuracağını tahmin etmiyordu. Şimdi Rusya’nın bu hamlesinin dünyayı nereye götüreceğini tahmin etmek oldukça zor olacaktır.

Abd, soğuk savaşın bitmesi ile birlikte Ortadoğu politikalarını değiştirmiş ve Irak’ı işgal etmişti. Rusya, Sovyetler Birliği’nin parçalanması ve serbest ekonomi düzenine geçişin sancıları ile uğraşırken, Abd fırsattan istifade Ortadoğu’da tek egemen güç olmak için harekete geçmişti. Geçen 25 yıl içinde Irak işgal edildi ve Saddam idam edilerek Baas Rejimi yerine Abd’nin bürokrasisini kurduğu, atamalarını yaptığı yeni hükümet kuruldu. Irak’ın kuzeyi Barzani’ye bırakıldı ve fiili olarak Kürdistan kuruldu. Mısır, Tunus ve Libya’da Arap Baharı hareketi altında iktidar değişiklikleri yapıldı. Suriye’de iç savaş çıkarılarak parçalanması sağlandı.

Abd, Suriye’ye askeri müdahalede bulunmaktan son anda vazgeçtiğini hatırlarsınız. Sonraki dönemde Ukrayna krizi çıkmıştı, AB yanlıları ile Rusya yanlıları arasında çatışmalar yaşanmıştı. Bu kriz ile beraber ABD ile AB Rusya’ya ekonomik yaptırımlarda bulundular ve Rusya ekonomisi daralmaya başladı ancak Putin bu durumdan pek etkilenmiş gözükmüyor.

Rusya’nın tek başına karar alarak Suriye’de muhalifleri vurmaya başlaması pek mümkün görünmüyor. Hemen öncesinde İsrail Başbakanı’nın Moskova’da Putin ile görüştüğünü hatırlatırım, hemen sonrasında İsrail’in Rusya’ya istihbarat paylaşımında yardım edeceği haberleri medyaya düşmeye başladı. Bürokrasisi ve hükümeti ABD tarafından kurulmuş olan Irak ABD’nin onayı olmadan Rusya’ya üs verebileceğini ve destek olacağını söyleyebilir mi?

ABD’nin bazı terörist örgütleri etkili bir biçimde vurmadığı bilinmektedir. Koalisyon güçleri adı altında pek çok hava saldırısı yapmasına rağmen hiçbir etkili sonuç alamadı. ABD gibi büyük bir teknolojik savaş gücünün sonuç alamamasını beklemek yanlış olur, ancak sonuç almak istememiş olabilir. Terör örgütlerini açıkça veya kapalı bir biçimde destekleyen bölgedeki bazı ülkeleri kırmak istememiş olabilir ve İsrail üzerinden Rusya ile anlaşarak bu ihaleyi onlara vermiş olabilir. Suriye’ye Rusya’nın müdahale planını ABD kurmuş olmayabilir, Rusya karar vermiş ancak ABD’yi İsrail üzerinden veya direkt olarak ikna etmiş olabilir, yani ABD’nin müdahaleden önceden haberdar edilmiş olma ihtimali daha yüksek gözükmektedir.

Eğer Suriye’ye müdahaleye Rusya başka hiçbir devlete haber vermeden tek başına karar vererek başlamışsa dünya düzeni yeniden inşa ediliyor demektir. Arkasına Çin ve İran’ı almış olan Rusya seçimlere giden ABD ile ve kendi sorunlarına çözüm bulmaktan aciz basiretsiz liderlere sahip AB ile rahatça baş edebilir. Rusya’nın elinde İşid gibi çok güzel bir koz bulunmaktadır. Tüm dünyanın terörist ve tehlikeli kabul ettiği İşid’i kimse neden vuruyorsun diyemez. Rusya aynı zamanda yeni geliştirdiği silahları denemek için de iyi bir fırsat yaratmış oldu. Hazar Denizi’nden Suriye topraklarını füzeyle vurarak tam anlamıyla güç gösterisi yapmaktadır.

Ortadoğu’da tam anlamıyla bir dünya güçleri savaşı olduğunu söyleyebiliriz. Birinci dünya savaşından sonra bölgede egemenlik kuran İngiltere, İsrail’in kurulması ile birlikte gücünü ABD’ye devretmiş ve müttefik olarak hakimiyetini devam ettirmektedir. Almanya soğuk savaşın bitişinden sonra düşmanı ABD ve İngiltere’nin bulunduğu bölgelerin hepsiyle ilgilenmeye başladı. Almanya’nın PYD güçlerine silah ve eğitim yardımı yaptığı bilinmektedir. Şimdi Rusya’nın bölgeye müdahale etmesi ve Çin’in desteklemesi, elbette İran’ın her zaman birlikte hareket etmesi çok dikkatli izlenmesi gereken öncelikli gelişmelerdir.

Bölgede Rusya olduğu sürece Esad mağlup edilemez, Esad mağlup edilmediği sürece Suriye iç savaşı sürer. Bu durumda orta vadede bütün tarafların masaya oturup ülkeyi bölüşmek üzere bir anlaşmaya varmaları beklenebilir. Herhangi bir anlaşma ortamı sağlanmazsa bu sefer güçler savaşı biri diğerini yenene kadar devam edecektir, bu durum ise hem Ortadoğu’da hem de dünyanın çıkar çatışması yaşanan diğer bölgelerinde yeni istikrarsızlıklar anlamına gelmektedir.

Ankara Katliamı

Türkiye tarihinin en büyük terör saldırısını başkentinde, tam merkezinde yaşadı. Türkiye’nin her tarafından Ankara’ya barış yürüyüşü için gelen binlerce insan teröre hedef oldu, onlarca insan hayatını kaybetti, yüzlerce yaralı var. Türkiye’nin bu saldırıyı planlayanları, arkasındaki bütün güçleri en kısa sürece bularak cezasını vermesi gerekmektedir. Bu unutulabilecek, üstü örtülebilecek bir saldırı değildir.

Olay günü yürüyüş için gelen insanların toplanma bölgesinde, normal bir günde bile kalabalık olan Ankara Garı’nın tam önünde neredeyse hiç polis olmamasını sorgulamamız gerekiyor. İstihbarat birimlerinin, emniyet güçlerinin bu saldırıyı gözünden kaçırmış olabilme ihtimalini bir ölçüde anlayabiliriz, hadi diyelim ki bu saldırıyı önceden haber alamadınız ve yüzlerce polisin önlem aldığı bir ortamda, alınan her önleme rağmen bu bombalar patladı ve yine böyle acı bir tablo ortaya çıktı. Bu durumda emniyet güçleri gereken önlemleri almışlardı ancak çok iyi hazırlanmış bir eylem olduğu için sonuca ulaşmıştı diyebilirdik. Bulunduğumuz noktada hiçbir güvenlik önleminin alınmadığını görüyoruz ve içimize sindiremediğimiz ister istemez devleti suçladığımız bir sonuç ortaya çıkıyor.

Her zaman söylendiği gibi terörün dini, milleti yoktur. Terör en temel ifadesi ile huzursuzluğu, güvensizliği ve istikrarsızlığı hedef alır. Bu noktada AKP’nin düzenlediği herhangi bir mitinge neden saldırı yapılmadığını sorgulamamız gerekiyor. Çok iyi güvenlik önlemleri alındığı için mi yapılamıyor? Önceden önlenebildiği için mi yapılmıyor yoksa AKP mitingi herhangi bir terör örgütü tarafından hedef değil midir? Terör örgütleri AKP mitinglerine saldırı yaparak toplumda güvensizlik yaratamayacaklarını mı düşünüyorlar? Son yaşanan bombalı saldırılara baktığımız zaman hep ülkenin sol düşünce ağırlıklı muhalif kesimine yapılmaktadır.

2003 senesinde bomba yüklü araçlarla Sinagog ve HSBC Bankasına saldırılar yapılmıştı. Emniyetin yaptığı açıklamaya göre bu saldırıları El Kaide’nin Türkiye örgütlenmesi yapmıştı. O dönemde El Kaide ile Batı arasında bir çatışma vardı ve Türkiye Batı ülkelerine destek veren konumda olduğu için hedef olmuştu, net bir sebep vardı, en azından otoriteler tarafından kabul edilen bir sebep vardı, eylemleri üstlenen bir örgüt vardı ve tekrarı olmadı.

Bugüne döndüğümüzde peşi sıra gelen failleri meçhul vahşi patlamalar olmaktadır, İşid dahil hiçbir örgüt üstlenmemektedir. Kafa kesmeler dahil yaptığı vahşi eylemleri internetten yayınlamaktan çekinmeyen İşid terör örgütü Türkiye’den mi çekinmektedir? Çekiniyorsa eylem yapmaması gerekmez mi? Sorular ve sorular.

Türkiye son dönemde bölgesinde caydırıcı bir güç olmaktan çok uzak görüntü çizdi maalesef. Musul’da diplomatları kaçırılan Türkiye karşı hamle olarak hiçbir şey yapmadı. Sınırından çok da uzakta olmayan Süleyman Şah Türbesi’ni bir gece apar topar sınırının dibine taşıdı. İşid’den mi çekindi?

ABD öncülüğünde koalisyon uçakları İşid’e bomba yağdırırken, Rusya bir anda bölgeye tabiri caizse çökerken, gelişmiş uçakları ile kendi düşman hedeflerine bomba yağdırırken bölgenin en büyük gücü olduğu iddiasında bulunan Türkiye neden hiçbir hamle yapmamaktadır? Neden Kandil’e düzenlediği hava saldırılarının aynısını İşid mevzilerine yapmaz? Suriye tarafından uçakları düşürüleceği için mi? Eğer böyleyse ne kadar berbat bir dış politika yürüttüğünün farkında mıdır?

Dünya güçleri sınırımızın dibinde cirit atarken, her türlü savaş oyununu oynarken biz kendi sınırlarımız içinde sıkışmış kalmış ve üstüne üstlük sınır dışımızdan gelen terör ile mücadele etmek durumundayız.

AKP’nin derhal yaptığı yanlışları kabul etmesi, dış politikayı acilen değiştirmesi, kutuplaştıran siyasetine son vermesi ve 1 Kasım seçimlerinden sonra ortaya çıkacak tabloya göre en ılımlı yaklaşımını göstererek en güçlü hükümeti kurmayı hedeflemesi gerekmektedir.

Bu büyük ülke ve aziz vatandaşları hiç kimsenin ve hiçbir kuruluşun kendi çıkarları için feda edilemez. Derhal bütün siyasi aktörlerin aklını başına alması ve yapıcı çözümler üretmesi gerekmektedir.

 

Gündem Terör

Seçimlerden sonra yaşanan Suruç katliamı ile başlayan ve giderek artan terör saldırıları toplumda huzursuzluk ve gerginlik yaratmaya devam ediyor. Birileri tarafından Suruç katliamı ile düğmeye basıldığı görülüyor.

Son bir hafta içinde üst üste yaşanan Dağlıca saldırısı ile 16 askerin şehit olması, aynı gün Hürriyet gazetesine AKP milletvekilinin de içinde bulunduğu AKP’li bir grup tarafından taşlı sopalı saldırı yapılması, bugün Iğdır saldırısı ile 12 polisin şehit olması, çeşitli şehirlerde kitlelerin gergin bir şekilde terörü protesto etme yürüyüşlerine başlaması ve HDP’nin bürolarının taşlanması olayları son derece önemlidir.

Çözüm süreci adı altında yürütülen ne olduğu bilinmeyen görüşmeler boyunca PKK’nın şehir kadrolarını güçlendirdiği, şehirlere silah yığınağı yaptığı ve bombalı tuzaklar kurduğu anlaşılıyor. Eğer bu durum doğruysa AKP iktidarının ve devletin istihbarat teşkilatlarının büyük zaafları var demektir. Eğer istihbarat PKK’nın bu davranışını AKP iktidarına bildirdiyse ve iktidar bu duruma önlem almadıysa veya görmezden geldiyse çok daha vahim bir tablo var demektir. Geldiğimiz noktada PKK ile topyekun silahlı bir mücadele yapılmak isteniyorsa çok sayıda şehit vermeyi göze almamız gerekiyor gibi görünüyor.

PKK ile silahlı mücadele yaparken HDP’nin duruşunu ve Kürt halkının ne istediğini çok iyi bilmemiz gerek. HDP’nin kendi beyanlarına göre herhangi bir bölünme isteği söz konusu değildir ancak öz yönetim bildirileri kafa karıştırmaya devam ediyor. PKK ‘nın  ise bölünme istediği son derece açıktır aksi takdirde saldırılarının geçerliliği kalmaz. Her koşulda bütün sorumluluk AKP iktidarına aittir ve kamuoyuna geniş bir açıklama yapmak zorundadır. Çözüm süreci boyunca neler konuşuldu ve neden bitirildi konusunun derhal aydınlatılması gerekiyor.

Bir kez daha seçime giderken AKP’nin kendi çöküşünü durdurmak için Türkiye’yi ateşe attığına inanmak istemiyoruz, öyle veya böyle 13 yıl iktidarda kalmış bir partinin ben çöküyorum o zaman Türkiye’de çöksün mantığı ile hareket etmediğine inanmak istiyoruz ancak Tayyip Erdoğan’ın ısrarla başkanlık istemesi ve toplumu geren beyanlardan uzak durmaması ile erken seçim dayatması iyi niyetli gözükmemektedir.

Yolsuzluk iddialarının mecliste araştırılmasını kabul etmesi ve Cumhurbaşkanı’nın yasal sınırlarına çekilmeyi kabul etmesi ile AKP-CHP veya AKP-MHP koalisyonu çok rahat yapılabilirdi. Sadece bu iki maddeyi AKP kabul etmediği için hükümetin kurulamadığını artık herkes biliyor.

Türkiye tarihsel derinliği olan büyük ve güçlü bir devlettir, bir iki kişinin kişisel hırslarına kurban edilemeyecek kadar değerli bir devlettir, bu ülkede çok iyi yetişmiş çok değerli insanlar yaşamaktadır. Bu ülkenin halklarının yüzyıllar boyu süren çok değerli gelenek ve görenekleri vardır, her şeyden öte bu ülkenin insanlarının sağduyusu yüksektir ve zor zamanlarda nasıl karar vereceklerini iyi bilirler.

Brain

Dünyanın ABD, Almanya, Japonya gibi teknolojik açıdan gelişmiş ülkelerinde en çok konuşulan konu nedir biliyor musunuz? İngilizce’de beyin anlamına gelen “brain” konuşuluyor ama aslında bu ironik bir biçimde konuşulan konuların baş harflerinden tesadüf eseri bir araya gelmiş bir kelime.

Bio, Robotics, Artificial Intelligence, Nano (Brain) içinde bulunduğumuz yüzyıla damgasını vurarak şekillendirmesi beklenen teknolojilerdir. Bu konularda geliştirilen her teknoloji yaşamlarımızda devrimsel nitelikte değişimlere yol açabilir.

Bioloji biliminin gelişmesi ile birlikte insan gibi görünen robotlar yapılabilecek, genetik bilimine katkılarıyla beraber pek çok hastalığa çare bulunabilecektir.  Biolojiyi sadece insanlar için düşünmemek gerekiyor, bütün canlılar için geçerli olan bu bilim dalı, dünya yaşamını canlıların hepsi için değiştirebilecek yeniliklere açık tutuyor.

Robot teknolojisi aslında geçtiğimiz yüzyılın bir fantezisiydi, bilim kurgu filmlerinde, çizgi romanlarda görmeye alıştığımız robotlar artık bu yüzyılda ve yakın zamanda yaygınlaşacak gibi duruyor. Aslında seri üretime geçen sanayi ve imalat sektörleri ürün yapımında fabrika içi süreçlerinde robot makinalardan destek aldılar. Bilgisayarların gelişmesi ve dijital devrim ile birlikte programlanabilen ve sıfır hata ile çalışabilen robotlar yapıldı. Ürün üretimini çok büyük ölçüde hızlandıran ve hata oranını büyük ölçüde düşüren bu robotlardan sonra önümüzde yapay zekaya sahip ve gündelik hayatta bize yardımcı olabilecek arkadaş versiyonları var. Evin içinde getir götür işlerini bile yapabilen bir robot düşünsenize, sizin komutlarınızı anlayan ve kapıyı açarak çöpünüzü dökebilen bir robot çok faydalı olmaz mı? Peki, sizin ağız tadınızı bilen ve mutfağınızda bulunan ürünleri bitince markete sipariş veren, maketten evinize gelen ürünleri alarak mutfakta yerlerine yerleştiren bir robot nasıl olurdu?

Yapay zekanın ilk örneklerini aslında bilgisayarların işletim sistemleri ile görmüştük.  Cep telefonlarının süratli gelişimi ile ceplerimize giren işletim sistemleri aslında gelişmekte ve öğrenmekte olan birer yapay zekaydı. Günümüzde yapay zekanın insan zekasını geçmesine izin verilmemesi gerektiği tartışmaları yapılıyor çünkü bazı araştırmalara göre gelişim bu hızda devam ederse içinde bulunduğumuz yüzyıl bitmeden önce bilgisayarların yapay zekası insan zekasının ilerisine geçecek ve bilgisayarlar insanların yerine karar verebilecek duruma gelecek, ya dünyamızı ele geçirirlerse?

Nano teknolojinin en güzel örneklerini kendi kendini temizleyen duvar boyalarında, bakteri tutmayan ev halıları ve kumaşlarda görebilirsiniz. Tabi en önemli gelişim ve katkı aslında tıp dünyasında yaşanmaktadır. Damarınıza girecek bir mikro hekim sizin bütün vücudunuzu gezerek rahatsızlıkları tespit edecek ve sizi tedavi edebilecek.

Bütün bu önemli gelişmelerin hepsinin en çok katkı yaptığı alan aslında uzay bilimidir çünkü hepimiz biliyoruz ki bir gün dünyamız yaşanmaz bir hale gelecek ve biz o zamana kadar kendimize yeni bir dünya bulamazsak insan ırkının sonu gelecek. Bu sebeple Nasa insanlı Mars projesini devam ettirmektedir.

Türkiye’de son yıllarda artan çatışma ortamı, gerginlikler, kişisel hırslar, çıkar çatışmaları, yolsuzluklar, göz boyamalar, yerli otomobil yapma hevesleri, insanları ayrıştırma ve ötekileştirme politikaları, inşaat sektörü üzerinden rant sağlama devam ederken başta ABD olmak üzere dünyanın gelişmiş ülkeleri BRAIN üzerine çalışıyorlar ve maalesef bizden çok daha ileri seviyelerde yaşam sürüyorlar. Bu sebeple en kısa sürede içinde bulunduğumuz eski siyaset anlayışından hemen vazgeçerek teknoloji odaklı yüksek katma değer yaratan sektörleri destekleyen yeni nesil siyaset anlayışını benimsemeliyiz. Birlikten güç doğar anlayışı ile bölen ayrıştıran değil birleştiren ilkeleri savunmalıyız. Enerjimizi çatışmaya, entrika üretmeye değil, yeni keşifler yapmaya, teknoloji yaratmaya, daha iyi ekonomik koşullar oluşturmaya harcamalıyız.