31 Mart 2019 Yerel Seçimler

Seçimlerden sonra ortaya çıkan sonuçlar endişe vermektedir. 1994 yılında yapılan yerel seçimlerde İstanbul ve Ankara belediyelerini kazanan AK Parti 25 yıl ülkenin en önemli iki şehrini yönettikten sonra yerini CHP’ye bırakıyor. Daha doğrusu Ankara’da bıraktı ama İstanbul’da bırakmamak için mücadeleye devam ediyor.

İstanbul seçimlerinde CHP adayı Sn. İmamoğlu’nun 20 bin civarı fark ile seçimi kazandığının belli olmasından sonra AK Parti’nin sonu gelmez itiraz süreci başlamış oldu. Bugüne kadar yapılmış olan, 16 Nisan Referandum’u ve 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CHP’nin itirazlarını kabul etmeyen ve oyları tekrar saydırmayan veya iptalini görüşmeyen YSK, 31 Mart seçimlerinde AK Parti’nin her itirazını kabul etmektedir.

Seçimin üzerinden 12 gün geçmiş olmasına rağmen ve yapılan yeniden değerlendirmeler ile Sn. İmamoğlu’nun rakibine olan farkı 13 bin oy seviyesine gelmesine rağmen hala mazbatayı vermeyen YSK çeşitli siyasi baskılar ile karşı karşıya kalmaktadır şüphesine yol açmaktadır.

İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder fikrinden hareketle İstanbul’u bırakmamak veya deyim yerindeyse yeniden kazanmak için her yolu deneyen AK Parti vatandaşlarda demokrasi rafa mı kalkıyor endişesine sebep olmaktadır.  25 yıl aralıksız İstanbul’u yöneten Ak Parti 5 yıl CHP yönetsin bir görelim bakalım neler yapıyor diyememektedir.  Bu yaklaşımı gösterememesi beraberinde pek çok şüpheyi getirirken Türkiye’yi dünyanın gözünde itibarsızlaştırmaktadır.

Diğer taraftan pek çok kamuoyu otoritesinden ve aydın kesimden Sn. İmamoğlu’nun da bir proje olabileceği ve FETÖ’nün bir uzantısı olduğu ve hatta CIA’nın direkt müdahalesi olabileceği yönünde uyarılar gelmektedir. Bütün bu uyarılara rağmen Ak Parti’nin geçmişine baktığımız zaman uzun süre zaten FETÖ ile tam ortak olduğu ve BOP projesinin bir ürünü olduğu yönünde iddialar bulunmaktadır. 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra FETÖ ile tamamen yollarını ayırdığını düşündüğümüz Ak Parti, geçen süre içinde FETÖ ile temasta olan pek çok kişi ile iletişimini sürdürdüğü görülmektedir. FETÖ ile mücadelesinde güven ve samimiyet vermeyen Ak Parti varken CHP’nin adayının bir proje olduğu iddiaları önemsiz kalmaktadır. Vatandaşlarda zaten uzun süre FETÖ ile ortaklık yapmış ve hala kopamamış olduğu iddia edilen Ak Parti varken neden varsayımsal olarak irtibatta olduğu söylenen CHP’yi desteklemeyelim, neden kan değişimi, zihniyet değişimi olmasın fikri gelişebilir.

Demokratik bir ülke ve devlet için hukukun üstünlüğü ilkesi vazgeçilmezdir. Hukukun bütün siyasi liderler dahil vatandaşların hepsi için eşit çalışması son derece önemlidir. İktidarı veya sermayeyi elinde tutan azınlık güçlü sınıf için hukuku ayrıcalıklı çalıştırırsak hiçbir makam ve mevki meşru olmayacaktır.

Gelecek nesillere ahlaklı, dürüst, verimli ve zengin bir ülke bırakmak istiyorsak öncelikle hukuku koruyacağız.

Ak Parti’nin önünde fazla seçenek bulunmamaktadır. İstanbul’u net delillere dayandırmadan sadece YSK’ya baskı yaparak masa başında almak veya seçimi tekrar ettirerek yeniden seçim yaptırtmak ülkeye büyük itibar ve maddi kayıp getirecektir. Geçmişe doğru yapılmış ve Ak Parti lehine sonuçlanmış olan bütün seçimleri de tartışmaya açacaktır. Cumhur ittifakı ile %52 civarında oy alarak ülkenin yönetiminde güvenoyunu  tescillemiş olan Ak Parti, bu gücünü de kaybedecektir. Ülke kendisini sonu gelmez bir karmaşanın içinde bulabilir.

Ak Parti, İstanbul seçimlerini baskı veya benzeri bir yöntem ile tekrarlatmaz ise ve sandıktan çıkan sonuca saygı duyarak CHP’nin adayı mazbatayı alırsa güzel günler çok uzak sayılmayabilir. Bu durumda ülke yönetiminde Ak Parti ve kadroları olurken, en önemli ve en büyük iki şehirde CHP kadroları olacaktır. İki önemli parti birbirini denetlerken, iki partinin ittifak yaptıkları kesimler de kendilerine temsil imkanı sağlayacaklardır.

Aklıselimin galip gelmesini ve ülkemiz için en hayırlı senaryonun gerçekleşmesini temenni ediyoruz.

Her zaman dürüstlük, çalışkanlık, üretkenlik ve ahlak kazansın diyoruz.

16 Nisan Referandumu’na Doğru

Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruluşundan bu yana en önemli halk oylamasına hazırlanıyor. 16 Nisan tarihinde yapılacak olan halk oylamasında evet veya hayır oyları ile yeni sistem değişikliğini kabul veya ret edecek.

Halkın temsilcisi kabul edilen milletvekillerinin oluşturduğu meclisin ortak karar alması sisteminden tek adamın karar alabileceği başkanlık sistemine geçişi oyluyor olacak. Tek bir kişinin devleti yöneten bütün yetkilere sahip olacağı bu sisteme şu anki hükümete sahip olan AKP, Cumhurbaşkanlığı Sistemi adını veriyor. Netice de verilen isimler elbette önemli değildir, önemli olan halka dayalı bir sistemden tek adama dayalı bir sisteme geçecek olduğumuz ihtimalidir.

Günümüzde dünyanın demokrasi ve ekonomi açısından en gelişmiş ülkelerine baktığımız zaman çoğunun meclis sistemi ile yönetildiği görmekteyiz. Sadece ABD başkanlık sistemi ile yönetilmektedir ancak bilindiği gibi ABD pek çok federasyondan oluşan birleşik bir devlettir ve başkanlık ancak bu tip yapılar için uygundur. Diğer taraftan dünyanın en geri kalmış Afrika ülkelerine baktığımız zaman başkanlık sistemi ile yönetildiğini görmekteyiz.

Onbeş yıldan beri tek parti hükümeti olarak Türkiye’yi yöneten AKP’nin ve güçlü lideri Sayın Erdoğan’ın neden ısrarla başkanlık istediğini herkesi ikna edecek biçimde anlatamadığı ortadadır. 15 temmuz hain darbe girişiminden sonra acaba devletin beka sorunu var mıdır sorusu ortaya çıktı. Fetöcü hain darbe girişimi Cumhuriyet’in gördüğü en ciddi tehlikeydi ve evet bu darbe girişimi Sayın Erdoğan sayesinde bastırıldı. Erdoğan biraz panik yapıp önce kendi canımı güvenceye alayım dese ve yakın bir Yunan Adası’na veya herhangi başka bir ülkeye kaçsa zaten şu anda fetöcü hainlerin yönetiminde olacaktık. Gerçi tam olarak bilinmez çünkü TSK içinde Atatürk’çü subayların ciddi bir direnişi olduğunu görüyoruz, ayrıca muhalif kesimlerin de büyük bir bölümü bu girişime direnmiştir. Bu sebeple fetöcü hainlerin yönetimi ele geçirmiş olsalar bile uzun süre orada duramayacaklarını söyleyebiliriz.

Türk Milleti hainlere asla geçit vermez.

Dünyanın merkezinde en güzel şehrine sahibiz, 1453 yılından beri hala İstanbul’un elimizde olmasını hazmedemeyen Batı güçlerin Türkiye üzerinde onlarca entrika çevirdiğini herhalde söylememize gerek yok. Türklerin başlatmış olduğu kavimler göçü ile dünya tarihi değişmişti. İstanbul’un fethi ile kavimler göçü taçlandırılmış oldu. Asya bozkırlarında başlayan büyük göç dünyanın merkezinde, en büyük ve en güzel şehrinde son buldu diyebiliriz. Çağ değiştiren bu önemli fetih elbette batılı güçler tarafından hazmedilemedi. Sonrasında yapılan Viyana kuşatmasında Avrupa ancak toparlanabilmişti ve o zamandan günümüze kadar karşı atak içindedir.

Dünyanın gördüğü en kanlı savaşın üzerinden henüz 72 yıl geçti. O dönemi yaşayan insanların bazıları hala hayatta. Saf olmamalıyız, bugün elde ettiğimiz teknolojiyi çıkardığımız zaman insan hala aynı insan ve siyaset aynı siyaset. Hiçbir ülke elde ettiği zenginliği başkası ile paylaşmak istemez. Hiçbir ülke bir başkasının daha güçlü olmasını istemez.

Bugün Suriye güçlerinin İdlip’te kimyasal saldırı yaptığını okuyoruz, masum siviller ve çocuklar vahşice öldürülebiliyor.

Bazı büyük güçlerin Türkiye’yi bölmek istediği son derece açıktır. Hatta Türklüğü ortadan kaldırmak istiyor olmaları şaşırtıcı değildir.

Bin yıl öncesinden bugüne geldiğimiz zaman Türklerin batı ile doğu arasında gerçek bir köprü olduğunu görüyoruz, uzun yıllar Arap dünyasına ve Balkanlara egemenlik kurmak kolay değildir. Asla küçümsenemez. Bugün Türkiye’yi güçsüzleştirmeden Ortadoğu’yu şekillendirmek zordur.

Büyük Orta Doğu projesi son derece başarılı bir biçimde yoluna devam ediyor olabilir mi?

Abd tarafından oluşturulan Bop, Irak işgali ile başlamıştı. Arap baharı darbeleri ve Suriye iç savaşı ile yoluna devam etti. Bugünlerde Türkiye’de bir sistem değişikliği ile sonuçlandırılmak isteniyor olabilir. Türkiye hariç diğer bütün ülkelerde başarıya ulaştığı görülüyor. Geriye sadece son adım olarak Türkiye kalmış olabilir mi?

15 temmuz hain darbe girişiminin karanlık noktaları aydınlatılsaydı veya hiç karanlık nokta olmasaydı, siyasi partiler kanunu iyi niyet ile değiştirilseydi veya bu referandum sepetine değişiklikler eklenseydi, referandum paketinde tek adam sistemini denetleyen daha güçlü etkili mekanizmalar olsaydı ve bu paketi hazırlayan Akp’nin geçmişinde pek çok şaibe olmamış olsaydı ve bu anayasa değişikliği toplumun bütün kesimleri tarafından uzunca tartışıldıktan sonra halk oylamasına sunulsaydı belki büyük farkla kabul görebilirdi ancak bugünkü pek çok şüphe ve karanlık kalmış olaylar altında kabul görmemesi gerekmektedir.

Yüce Türk Milleti sağduyusu ile gerekeni yapacak, en doğru kararı verecektir.

 

 

Ekonomi 2017

Yeni yılda dünya ekonomisini belirleyici kriterlerden en güçlüsü Abd’nin yeni başkanı Trump’ın izleyeceği ekonomi politikaları olacaktır. Trump, başkanlık yarışındayken Fed başkanı Yellen ile çalışmayacağını açıklamıştı. Meksika sınırına duvar örmek, yeni göçmen kabul etmemek, Meksika ve Çin gibi ülkelerde yatırımı olan Abd şirketlerinin üretimlerini artık Abd’de yapmalarına teşvik etmek gibi söylemleri var. Bütün bunları 20 Ocak tarihinde başkanlık koltuğuna oturduktan, yetkileri devraldıktan sonra göreceğiz. Sadece şirketlerin üretimlerinin Abd’ye kaydırılması söylemi bile oldukça iddialıdır, çünkü serbest piyasa kurallarına göre çalışan küresel ekonomide şirketler daha çok kar elde edebileceklerini veya maliyet düşürebileceklerini gördükleri bölgeye istedikleri gibi yatırım yapabilirler. Eğer Trump, örnek olarak Ford şirketinin bütün veya büyük kısım üretimini Abd’ye kaydırırsa Ford’un başka ülkelerde sahip olduğu maliyet avantajının aynısını sunmak zorunda kalacaktır. Pek kolay olmayacağını düşündüğüm bu uygulamalar birkaç şirketin birkaç yatırımı ile sembolik olarak kalacaktır.

Trump’ın bir tüccar olduğunu unutmamalıyız.

Abd, millet temeli üzerine kurulmuş bir ülke değildir. Temel ve basit olarak tüccarlar sınıfı üzerine kurulmuş bir ülkedir. Dünyanın pek çok ülkesinden gelen eskiden zengin ve güçlü olanlar ile zamanla zenginleşmiş ailelerin yönetimindedir.

Baba Bush ile 1989 yılında başlayan yönetim 2016 yılında Trump’ın sürpriz bir biçimde seçilmesi ile son bulmuş gözüküyor. Oğul Bush ile Clinton çocukluk arkadaşıdır ve çok yakınlardır. Obama yönetiminde de eş Clinton’ın yer aldığına ve hemen sonrasında başkanlığa aday olduğuna dikkat ettiğimizde aynı güç odaklarının yönetiminin 2016 yılına kadar devam ettiğini ve daha da devam ettirilmek istendiğini anlamaktayız. Trump’in seçilmesi anket şirketlerine ve görüşleri kamuoyu tarafından kabul görmüş otoritelere göre sürpriz olması başka bir tartışma konusudur. Trump’ın yerleşik Abd yönetim düzeni ile ne kadar uyumlu olacağını zaman gösterecek ancak kendisinin de klasik bir Abd’li tüccar olduğunu göz önüne alırsak uyuşma konusunda bir sorun çıkacağını sanmıyorum.

Trump’ın seçim vaatlerini gerçekleştirdim diyebilmesi için göstermelik birkaç adım atmasından sonra yönetimini ticareti güçlendirmek üzerine geliştirmesini beklemek daha doğru olacaktır. Dünya ticaretinin ve Abd ekonomisinin daha çok güçlenmesini bekleyebiliriz.

Yeni yılda Avrupa Birliği’nde para birliğine ve bankalara dayalı sorunların devam etmesini ön görebiliriz. İtalya başta olmak üzere pek çok AB üyesi para birliğinden şikayetçidir, para birliği eninde sonunda dağılacaktır. AB, bir barış projesi olarak yoluna devam edebilir.

Çin, çok yetenekli devlet başkanları sayesinde kendilerine göre istikrarlı bir biçimde büyümeye devam ediyorlar. Yeni yılda Çin kaynaklı bir ekonomik sorun beklenmemektedir. Yuan güçlenmeye devam edebilir. Rezerv para birimi olabilme özelliğini güçlendirebilir.

Rusya, Putin’in akıllı politikaları sayesinde yeniden dünya üzerinde söz sahibi olduğu dönemlerine geri döndü. Opec üyesi ülkelere destek vererek ve kendisi dahil Opec üyesi olmayan ülkelerinde petrol üretimini kesmesini sağlayarak petrol fiyatlarının 50-Usd fiyat seviyesinin üzerine çıkmasını sağladı. Bilindiği gibi petrol fiyatları Rusya ekonomisine direkt etki etmektedir. Suriye politikasında, yaptığı müdahaleler ile Ortadoğu’da yerini sağlamlaştırdı. Çin ile yakın dostluğa devam etmektedir. Rusya ekonomisinin yeni yılda iyiye doğru gideceğini düşünebiliriz.

Türkiye maalesef tarihinin en yoğun terör saldırıları altındadır. Gelişmekte olan ülkelerin yerel para birimlerinin zaten istikrarlı bir biçimde değer kaybettiği 2016 yılında bir de siyasi makamlar tarafından merkez bankasına yapılan baskılar sebebiyle ve terörün yarattığı güvensizlik ortamı sebebiyle ekonomi bozulmaktadır. Yerel para birimimiz en çok değer kaybeden para birimlerinden olmaktadır. İstanbul’a gelenler açısından son 16 yılın en düşük turist rakamlarına geri çekilmiş durumdayız. Merkez bankasına faiz indirmesi için baskı yapılmaktadır ancak böyle bir güvensiz ortamda faiz eksi seviyelere bile inse kimse gelip yatırım yapmaz.

Yatırımcının öncelikle can ve mal güvencesi, sonra hukuk güvencesi istediğini göz önünde bulundurmalıyız. Bir yatırımcının can, mal ve hukuki güvencesi olmazsa kimsenin yatırım yapmayacağını bilmiyor olamayız. Öncelikle güvenliği sağlamalı ve hukukun tam bağımsız, eşit ve üstün olmasına çaba göstermeliyiz.

Trump, Ortadoğu politikasında değişiklik yaparsa ve Suriye’de bir istikrar sağlanırsa Türkiye’de terör bitebilir. Rusya ile rekabete girerse ve daha da kızıştırırsa yeni yıl bizim için iyi geçmeyebilir ancak Trump’ın istikrar sağlayıcı bir politika izleyeceğini tahmin ediyorum. Bu durumda bizim için başkanlık referandumu yeni yılda en önemli konu olarak öne çıkmaktadır.

Türkiye’nin 2017 yılında nasıl bir yönde ilerleyeceği başkanlık referandum sonuçlarına ve sonuçlara her iki taraftan da gelecek olan tepkilere göre şekillenecektir. Eğer toplumsal bir büyük bölünme ve ayrışma olmazsa terörün de bitmesi ile 2017 hızla ekonominin toparlandığı güzel bir yıl olabilir ancak tam tersi olması durumunda maalesef çok kötü ekonomik verileri görebiliriz.

Türkiye sahip olduğu çok büyük ekonomik büyüme potansiyeline rağmen maalesef çok kötü bir yönetim ile hiç hak etmediği seviyelerle mücadele vermektedir. En kısa sürede milli birlik ve beraberliğin gerçek anlamda sağlanarak ve terör sarmalından çıkarak ülkemizin hak ettiği yüksek gelir düzeyine ulaşmasını temenni ederim.

MHP’de Değişim ve Güncel Siyaset

Geçtiğimiz son bir yıla baktığımız zaman iki tane genel seçim geçirmiş olduğumuzu görüyoruz. 7 haziran 2015 tarihinde yapılan seçimlerde 2002 tarihinden bu yana ilk kez AKP tek başına iktidar olacak çoğunluğu yakalayamamıştı ancak koalisyon kurulamayınca erken seçim kararı alındı ve seçmen yeniden seçimlere gidilmesini, koalisyon kurulmamasını sağlayan MHP’yi cezalandırarak AKP’yi yine tek başına iktidar yaptı.

Bahçeli’nin üst üste defalarca seçim kaybetmesine rağmen hala genel başkanlık koltuğunda oturmaya devam etmesini anlamak mümkün değildir. 548 delegenin olağanüstü kurultay talebiyle imza vermesine rağmen koltuğunu bırakmamak için MHP’yi mahkeme kapılarına düşürmesini anlamak hiç mümkün değildir. Bir insan bu kadar mı koltuk sevdalısı olur. Ülkücü camianın gözünde biraz itibarı kaldıysa onu da kaybetmekten başka bir işe yaramaz son dönemde yaptığı davranışlar. Siyasi partilerde yeni genel başkan seçmek üzere kongre talep etmek en doğal ve doğru demokratik yöntemdir. Buna karşı gelmek zaten başlı başına demokrasiye inanmamaktır. Zaten başbakanlık gibi bir iddiası olmayan Bahçeli’nin hasbelkader başbakan olması durumunda Türkiye’yi nasıl yöneteceğini kimse düşünmek bile istemez sanırım. Büyük ihtimalle Türk Siyaset Tarihi Bahçeli’yi en kötü, en beceriksiz siyasetçilerden bir tanesi olarak yazacaktır. Maalesef AKP’yi desteklemek dışında akıllarda kalan başka hiçbir iş yapmamıştır siyasi hayatı boyunca.

Bugün MHP’de bir değişimin yaşanması kaçınılmaz görülüyor. Hukuk yolu ile bu süreç biraz daha uzatılabilir belki ama engellenemez çünkü bir siyasi partide delegelerin çoğunluğu genel başkanı değiştirmek istiyorsa bunu başaracaktır. Eğer MHP’nin başına Merak Akşener veya Sinan Oğan geçerse AKP’ye giden seçmenlerinin çoğunu geri kazanacaktır. Bu durum CHP’de bir genel başkan değişimini tetikleyebilir yoksa CHP’nin beceriksizliklerinden sıkılan ama başka oy verecek parti olmadığını düşünen seçmen alternatif olarak yeni MHP’ye kayabilir.

MHP’nin yeni genel başkanı birleştirici ve barışçı politikalar izlerse tek başına iktidar olmanın yolunu bile açabilir.

AKP son 14 yıldır Türkiye’yi yönetiyor, bu dönemde elbette önemli ve yararlı işler de yaptılar ancak yeterince yoruldular, yurtiçinde kendi tabanları hariç herkesle, yurtdışında ise neredeyse bütün önemli ülkeler ile kavgalı duruma düştüler. Hakkında söylenen bir sürü yolsuzluk ve teröre destek olma iddiaları da oldukça önemlidir ve sırtlarında büyük bir yük oluşturmaktadır.

Tayyip Erdoğan, müthiş hitabet gücü ve beden dilini çok iyi kullanması sayesinde pek çok vatandaşın gönlünde yer aldı ve büyük sevgi kazandı ancak zaman içinde öfkeli ve kutuplaştırıcı tavırları karşısında net yüzde elli yani seçmenin tam yarısının kendisinden nefret etmesini sağladı. Bugün bulunduğu nokta oldukça ilginçtir. Hala kendisine gönülden bağlı ve çok seven elbette önemli bir seçmen kitlesi vardır ancak bu kabaca yüzde yirmi oranını geçmez oysa karşısında net kendisinden nefret eden yüzde elli oranında bir kitle var. Yani bir başka bakış açısı ile AKP’ye oy vermeyen hemen herkes kendisinden nefret ediyor diyebiliriz ancak oy veren herkes gönülden bağlı veya çok seviyor diyemeyiz.

Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasından sonra parti içinde ortaya çıkan çekişmeler giderek çoğalmaktadır. Bugün Davutoğlu ile aralarında anlaşmazlık olduğu ve Davutoğlu’nun istifasını sunduğu haberleri yapılıyor.

Erdoğan’ın ve AKP’nin son dönemde teröre ve artık terör destekçisi olduğu tartışma götürmeyen HDP’ye karşı almış oldukları tutumlar doğrudur. Türkiye Cumhuriyeti büyük bir devlettir ve bu devletin kanunları vardır. Kimse hukuktan üstün değildir. Bu ülke içinde kimse illegal olarak silahla dolaşamaz, bu ülkenin askerlerine, polisine saldıramaz. Ülkenin kurucu unsurları olan laik ve Atatürkçü aydınlık vatandaşlarının oy desteği ile meclise giren HDP bu fırsatı avanakça harcamış durumdadır. Ülkenin meclisinde başka milletvekillerine saldırmak, terör örgütü lideri lehine marşlar söylemek, sloganlar atmak kabul edilemez. Demirtaş’ın, hendek ve barikatları savunması, dokunulmazlıklarının kaldırılması durumunda yargılanmayı kabul etmeyecekleri ve gerekirse kendi meclislerini kurabilecekleri açıklamaları hayretle izlenmektedir. Bu dediklerinin hiçbirisi aklı başında herhangi bir vatandaş tarafından kabul görmez.  Vatandaşı olduğu ülkenin hukukunu tanımayacağını açıklayan ve ülkenin meclisine alternatif bir meclis kurabiliriz diyen kişi açıkça teröristtir ve yargılanmalıdır.

Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda CHP yine ters köşeye düştü. Belki de meclisin en efendi, en dürüst adamı olan Kılıçdaroğlu hakkında ellinin üzerinde fezleke var ama yolsuzluk yaptıkları şüphe götürmeyen dört bakan mecliste AKP çoğunluğu sayesinde yüce divana gitmekten kurtuldu.

Bundan sonraki süreçte siyaseten kaderini MHP’nin değişim süreci belirleyecek gibi görülüyor. MHP’de yaşanan olumlu bir değişim CHP’de değişimin önüne açabilir veya MHP’nin AKP’ye alternatif olmasını sağlayabilir. Terörle mücadele konusunda bu saatten sonra geri adım atılabileceğini sanmıyorum. PKK’nın üzerine pes edene kadar gidilecektir. HDP ise tamamen yeniden yapılanmak zorunda ya da feshedilebilir.

Siyasette her parti bir diğerini acımasızca eleştirebilir. HDP, açıkça özerkliği ve hatta bağımsız bir Kürdistan’ı tartışmaya açabilir ancak bunların hepsi meclis çatışı altında belli bir üslup ile yapılmalıdır. Silahlı eylemlerde bulunanlara, ülkenin hukukunu tanımayanlara en ağır karşılığın verilmesi önemlidir. Aynı bakış açısı yolsuzluk iddiaları için de geçerlidir. Hakkında herhangi bir yolsuzluk iddiası bulunan birisi derhal mahkeme önünde aklanmalıdır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti güçlüdür, bin yıllık devlet geleneğine sahip bürokrasisi ve kadroları vardır. Bu kadroları yönetmesi için seçtiğimiz siyasetçilerin daha kaliteli ve daha becerikli olması gerekiyor.

Bu yazının yazılmasından bir gün sonra Davutoğlu’nun Başbakanlıktan ve Genel Başkanlıktan ayrılacağı açıklaması geldi ve MHP’de yaşanacak olan değişim çok daha fazla önem kazandı.

Ekonomi 2016

Dünya borsalarının hemen hepsi tarihinde en kötü yeni yıl başlangıcı yaparak ayı piyasasına girmiş bulunuyor. MSCI dünya endeksi ve S&P500 ayı piyasasına girmemek için direniyor. Finansal piyasalarda uzun zamandır endekslerde balon olduğu ve yakın zamanda çökebileceği, aslında 2008 krizinin hala devam etmekte olduğu, sadece parasal genişleme programları ile ertelendiği konuşuluyordu. Aslında FED başta olmak üzere parasal genişleme programlarının nasıl etki yapacağını merkez bankalarının hiç biri net olarak bilmiyordu. ABD tarafında nispeten etkili olduğu gözlense bile AB ülkeleri ve Japonya’da henüz istenilen etkiyi yaratabilmiş değil.

Merkez bankalarının para basarak piyasaları krediye boğmaları istenilen miktarda sürdürülebilir büyüme yaratmadığı görülmüş durumda. Finansal piyasalarda yaygınlaşan kaldıraçlı işlemler sayesinde zaten bol olan para misli ile artarak zengini daha zengin yapmaya yarıyor. Paradan para kazanmanın bu kadar kolay olduğu bir ortamda yeni yatırımlar ve üretim yapılmıyor.

Yeni yılın başlangıcından bugüne kadar olan satış dalgasının daha fazla derinleşeceğini sanmıyorum. S&P500 endeksi çok kritik olan 1800 desteğini birkaç kez test etti ancak kıramadı. Dax endeksi 8783 seviyesine kadar düştü. Nikkei endeksi 15000 altına sarktı. Bu seviyelerin altına düşmeleri en az 2008 kadar derin bir kriz olduğu algısını yaratır ancak ciddi sorunlar olmasına karşın bu kadar bol para olan dünyada yakın vadede bir ekonomik kriz beklenmemelidir. Bu satış dalgası sadece piyasaların bir uyarısı olarak ele alınabilir. Bu uyarı sonucunda FED belki yıl sonunda bir küçük faiz artışı daha yapar ama daha fazla yapmayacaktır. Çin yapısal reformlarını hızlandırarak ekonomisini yeniden istenilen seviyede büyütmeye başlayacaktır çünkü Çin’in bunu yapabilecek hacmi var. ABD’de işler zaten yolunda gidiyor. AB hala sorunlu durumda ancak Çin ve ABD iyi giderse AB’yi de besleyecektir. Bu yıl endekslerde yeni rekorlar göremeyeceğiz ancak şu anda bulunduğumuz seviyenin altına da inmeyiz sanıyorum. Voladite bir süre daha yaşandıktan sonra yatay seyre dönebiliriz.

Altın Ons kademeli olarak artışına devam edebilir. Bu sene 1400 seviyesine kadar yükselebilir. Euro / USD 1,08 – 1,17 aralığında hareket edebilir. Petrol 25 USD altına düşmez, 30 USD altına inmeler sarkma olarak kalır. Muhtemelen 50 USD civarına yerleşecektir.

Merkez bankalarının para politikaları ile dünya büyümesinin sağlanamayacağı ancak geçici tedbirler alınabileceği görülmüş durumdadır. Dünya siyasetinin kamu maliye politikaları ile büyümeyi geliştirmesi için yeni çabalar içinde olacağı bir döneme gireceğiz. Devletlerin önce örtülü olarak sonra kısmen açıktan kamu harcamalarını arttırarak ve özel sektör ortaklıkları ile üretimi teşvik edici yeni politikalar uygulayacağı bir dönem gelecek gibi görünmektedir.

Terör Gerçekleri

AKP’nin tek başına iktidar olarak çıkamadığı ve Erdoğan’ın başkanlık hayallerinin suya düştüğü Haziran 2015 seçimlerinden sonra bir düğmeye basılmış gibi Suruç katliamı ve PKK’nın polislere saldırısı ile terör olayları başlamış oldu. Bir anda çözüm sürecinde PKK’nın otoyolların altına patlayıcı yerleştirdiğini havaya uçan askeri araçlarımız ve şehitlerimiz ile öğrenmiş olduk. CHP’nin ve özellikle MHP’nin büyük basiretsizlikleri sayesinde Kasım 2015 seçimlerinde AKP yine tek başına iktidar oldu.

Erdoğan’ın başkan olabilme ihtimalinin yeniden ortaya çıkması ile birlikte terörle mücadele konusunda kararlılık vurgusu yapıldı ve Diyarbakır’ın merkezi sayılan ünlü tarihi ilçesi Sur’un hendekler, barikatlar ile kapatıldığını ve teröristlerin eline geçtiğini bir anda öğrenmiş olduk. Benzer şekilde Silopi ve Cizre’de teröristlerin kontrolüne girmişti.

Ergenekon davasında sahte deliller ile kurulan kumpaslar sonucunda TSK’nın vatansever subayları Cemaat operasyonları ve AKP’nin görmezden gelmesi ile etkisiz kılınmış cezaevine atılmıştı. O dönemden beri morali bozuk olan ve komuta kadrosu AKP’nin istediği gibi şekillenmiş olan ordumuzun vatansever subayları hendek, barikatlar ve patlayıcılar ile teröristlerin kontrolüne geçmiş olan ilçeleri temizlemek için son altı ayda 300’ün üzerinde şehit verdi.

Abd’nin Irak işgalinden beri bilinmekte olan büyük Kürdistan projesini AKP yeni duymuş olabilir mi? O dönemde aklı biraz siyasete çalışan ve gündemi takip eden herkes Irak’tan sonra sıranın Suriye’ye geleceğini ve en son Türkiye’ye geleceğini söylüyordu. Bu konuşmalar yapılırken hamasetle dolu olan kafası az çalışan vatandaşlar Suriye’nin bir Irak olmadığını ve kolay parçalanmayacağını ve hele hele Türkiye’nin ne Irak ne de Suriye olduğunu, asla parçalanmayacağını söylüyordu. Suriye’nin ne kadar kolay parçalandığını yaşayarak gördük ve sıra Türkiye’ye geldi.

Son 14 yıldır iktidarda olan AKP bütün bu olaylar gelişirken ne yapıyordu? Bugün mü YPG bir tehdit oldu?

Yüzbinlerce mülteci sınır kapılarına dayandığında durun bakalım ne oluyor ben bunları kendi ülkeme alamam ancak güvenli bölgede bakarım diyerek sınırın az ötesine geçemeyecek kadar nasıl acil kaldı?

Güneydoğu ilçelerinde yüzlerce hendek kazılırken, teröristler kontrolü eline geçirirken bu devlet nasıl seyretti?

Erdoğan’ın başkanlık hayallerini gerçekleştirmesi için milliyetçi kitleyi konsolide etme çabaları terör operasyonları ile başarılı oldu ancak aynı zamanda gerçekten vatansever olan cumhuriyetçi kitle üzerinde de ülkenin geleceği hakkında duyulan rahatsızlık ve endişe duygularını arttırmaya başladı.

Ankara’da Devlet Sokağın’da askeri servis araçlarını hedef alan terör saldırısı sonrasında milletin kafasında soru işaretleri daha çok oluşmaya başlamıştır. Saldırının hemen ertesi günü Davutoğlu’nun YPG tarafından yapıldığını söylemesi pek inandırıcı gelmemiştir. Türkiye hariç birçok büyük ülkenin desteğini alan ve terörist örgüt olarak tanınmayan YPG’nin ancak aptal olması lazımdır Türkiye’ye kendisini vurabilmesi ve dünyaya işte terörist örgüt diye tanıtabileceği kozu verecek böyle bir saldırıyı yapması için. Diyelim ki gerçekten YPG yaptı, o zaman büyük ve güçlü bir ülke olarak hadi YPG mevzilerini yoğun olarak bombalayalım. Hadi sınır ötesi bir harekat ile fırsat bu fırsattır diyelim ve YPG’yi püskürtelim.

Sınırından yaklaşık 50km uzakta olan Süleyman Şah türbesini koruyamadığı için sınırın dibine taşıyan bir ülke nasıl sınır ötesi operasyon yapacak? Rus uçağını düşürerek artık Suriye hava sahasına giremeyen hava kuvvetlerimiz nasıl bombalayacak?

Altalta yazınca ne kadar büyük hatalar yapıldığı daha net görülüyor. Artık milletin sabrı kalmamış olabilir. Terör saldırıları ve şehitler ile milliyetçi duyguları iyice kabaran halk savaş isteyebilir. Kürtlere karşı nefret duymaya başlayabilir ve bu durum hiç istenmediği yönde ilerleyerek bir iç savaşa dönebilir. Bir iç savaş ihtimalini ise halkın gazını almak için bir cephe savaşı yani bir Suriye müdahalesi engelleyebilir.

Bugün geldiğimiz noktada eğer AKP Türkiye’yi soktuğu bu karanlık yoldan döndürecek politikalar üretemezse veya üretmezse Gezi benzeri yeni ayaklanmalar, şehirlerde Türk Kürt çatışmaları, Suriye’de bir bölgesel savaş görebiliriz.

Bu yaşanan kanlı iktidar mücadelesinin gerçekten sadece Başkanlık için olduğunu düşünmek istemiyorum, pek ihtimal de vermiyorum ancak ciddi bir stratejik hata ciddi bir öngörüsüzlük olduğu son derece açıktır.

Suriye Denklemi

Son gelişmelere baktığımızda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ile hala arasının bozuk olduğunu görebiliriz. Eskiden beri PYD ve PKK’nın ABD silahları kullandığı bilinirdi ve halk arasında konuşulurdu ancak resmi bir devlet görevlisi tarafından beyan edilmezdi. Şimdi en üst makam olan Cumhurbaşkanı tarafından açıkça söyleniyor. Yine bilindiği gibi ABD eskiden beri her ne kadar PKK’yı terörist olarak tanısa bile gizliden destek vermektedir. Türkiye’ye göre PKK’nın uzantısı olan PYD’ye destek verdiklerini zaten kendileri söylüyorlar ve ayrıca terörist olarak görmüyorlar.
ABD’nin bölgede bir Kürt Devleti kurmak istediğini yine bütün dünya bilmektedir. Ayrıca bölgede Kürt Devleti’ni ilginç bir şekilde Türkiye dışında neredeyse bütün önemli ülkeler desteklemektedir. ABD dışında başta İngiltere ve Almanya olmak üzere bütün AB ve Rusya PYD’ye açıkça destek veriyor. Türkiye’nin güney sınırını Akdeniz’e kadar PYD kontrol altına almayı başarırsa hemen kuzeyinde kalan Türkiye vatandaşı Kürt halkı ile komşu olacaktır. Bu durumda uzun zamandır gündemde olan büyük Kürdistan’ı gösteren haritaların gerçekleşme ihtimali doğar. Zaten Irak’ın kuzeyi ve Suriye’nin kuzeyi tamamlanmış ve geriye sadece Türkiye’nin güneyi kalmış olur. Türkiye’nin önünde bir yol ayrımı var, ya ne pahasına olursa olsun PYD’nin güney sınırına yerleşmesine ve Akdeniz’e uzanmasına engel olacak ya da yakın vadede güneydoğu bölgesine özerklik vermek zorunda kalacak.
Bir teoriye göre Akp’nin iktidara gelmiş olduğu ilk yıllarda yapmış olduğu açılımlar döneminde ABD ile anlaştığı ve başkanlık sistemine geçilerek yeni Osmanlı sürecinin başlayacağı öngörülüyordu. Bölgenin model ülkesi olarak Türkiye (belki ismi bile değiştirilerek) Kürtlere özerklik verecek karşılığında parçalanmış olan Suriye, Mısır ve Libya halkları kendisine eyaletler olarak bağlanmasa bile Türkiye’nin kontrolünde devletler haline gelecekti. Mısır ve Libya’da darbe olmuş, iktidara AKP’ye yakın isimler gelmişti bile. Esad çok kısa süre sonra devrilecek ve AKP iktidarı Şam’da Cuma namazı kılacaktı. Bu planın henüz neden bozulduğunu bilmiyoruz ancak bir anda her şey tersine döndü. Mısır ve Libya’da AKP düşmanı isimler karşı darbeler ile iktidarı ele geçirdi. Abd direkt müdahale etmekten vazgeçerek Esad’ın devrilmesine engel oldu. İşid terör örgütü ortaya çıktı ve bu örgüte karşı en etkili savaşan tek kara gücü PYD oldu. ABD ile anlaşmazlığa düşen Tayyip Erdoğan Kürtlere özerklik vermekten vazgeçerek milletin bölünmez bütünlüğüne vurgu yapmaya başladı.
Bundan sonraki dönemde Tayyip Erdoğan’ın Kürtlere özerklik vermek için yeniden masaya oturması beklenemez. Yüzlerce şehit verildi ve milletin vatan sevgisi kabarmış durumdadır. PYD’nin de bu aşamadan sonra geri adım atarak kendi bölgesine dönmesi beklenemez. Hele arkasında ABD ve Rusya varken böyle bir şey yapmaz. Peki ne olacak?
Türkiye’nin PYD’yi vurmaya başlaması öngörülemez bir çatışma ve bölgesel savaş ihtimalini güçlendirir. Bunu günümüz koşullarında hiçbir devlet göze alamaz. En rasyonel ihtimal Suriye’de çatışan bütün grupların masaya oturtulması ve bir anlaşmaya varmaları. Bu anlaşma sonucunda Esad başta Şam olmak üzere bütün önemli kentlerin kontrolünü ele alabilir. PYD, Akdeniz’e kadar inmese bile Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’nin göz yumacağı oranda çok fazla etki alanına sahip olabilir. Türkiye kısa vadede başkanlık sistemine geçtikten sonra Kürtlere özerklik vermesi karşılında AB’ye alınabilir.
Bu şekilde bir anlaşma olmazsa Türkiye askeri gücünün tamamını kullanarak bir bölgesel savaş başlatabilir ancak bu kimsenin işine gelmez. Suriye’de kara harekatı olmadan bir düzenin kurulması diplomasi haricinde pek ihtimal dahilinde görülmüyor. Rusya’nın kara gücü Esad’ın ordusudur. ABD ise kara gücü olarak PYD’yi görüyor olabilir. Türkiye ise Suudileri yanına alarak koalisyon hareketinin kara gücü olarak hareket edebilir. Bu durumda Rusya ve Esad ordusunun karşısında Türkiye, Suudi Arabistan ve ABD önderliğinde koalisyon güçleri olacaktır.
Türkiye yanıbaşında gerçekleşen yeni dünya güç denklemine askeri ve diplomasi alanında bütün gücü ile ağırlığını koymaya çalışıyor. Önümüzdeki altı ay içinde durumun nereye gideceği belli olacaktır. Diplomatik bir çözüm bulunamazsa savaş kaçınılmaz olabilir.

Yeni Dünya Savaşı

İngiltere’de başlayan sanayi devrimi sonrasında öncelikle Avrupa devletleri arasında olmak üzere dünya’da rekabet arttı, sömürgecilik ve silahlanma önem kazandı, Fransa’dan yayılan milliyetçi akımların da etkisiyle 1914 yılında İngiltere, Rusya, Fransa, İtalya, Sırbistan, Japonya, Romanya, Portekiz, ABD, Brezilya ve Yunanistan bir taraf olarak; Almanya, Avusturya-Macar imparatorluğu,  Bulgaristan, Osmanlı Devleti diğer taraf olarak dünya savaşını başlattı. Bu savaşın sonucunda İngiltere ve Fransa Avrupa’nın en güçlü ülkeleri haline geldi, Osmanlı Devleti parçalandı, Rusya’da rejim değişikliği yaşandı.

İkinci dünya savaşı pek çok tarihçiye göre birinci dünya savaşının devamıdır. Tamamlanmamış hesabın görülmesidir. Gururu kırılan Alman halkının yükselen milliyetçi duyguları Hitler’i yaratmıştır, sanayisini süratle geliştiren ve silahlanan Almanlar Avrupa’yı kasıp kavurmuştur. Hitler’in kendisinden zayıf durumda olan İngiltere yerine hammadde temin etmek amacıyla önce Rusya’ya saldırması savaşın Almanya’nın kaybetmesine sebep olmuştur. Rusya, düşünülenin aksine sanayisini ve silahlanmasını tamamlamış, kurnaz bir taktikle Moskova’ya kadar geri çekilerek ve çekildiği yerlerde kendi köylerini yakarak Alman ordusunun yorulmasını ve yeteri kadar erzak temin edememesini sağlayarak savaşı kendi lehine çevirmiştir. ABD’ye kaçan Einstein başta olmak üzere Alman bilim adamlarının ABD’ye Almanya’nın atom bombası üzerinde çalıştığını ve başarılı olması durumunda durdurulmasının imkansız olacağını söylemesi sayesinde, ABD erken davranmış ve Einstein sayesinde atom bombasını üretmiştir. Japonya’ya atılan iki atom bombası yarattığı korkunç yıkım gücü sayesinde bir anda güç dengesini değiştirmiş ve savaş sona ermiştir.

İkinci dünya savaşı sonrasında savaştan galip çıkan diğer devlet olan Rusya’nın da hemen nükleer silahlanmayı başarması sayesinde dünya iki kutup üzerinden soğuk savaşa sürüklenmiştir. Soğuk savaş döneminde yeni bir savaşın çıkmasını ironik bir biçimde nükleer silahlar önlemiştir. Kristal top etkisi olarak bilinen bu durum, bir devletin nükleer silah kullanması durumunda sahip olan bütün devletlerin kullanmasını sağlayacağı ve dünya üzerinde kimsenin kazanamayacağı büyük bir yıkımı yol açacağı korkusudur.

Savaşsız geçen dönemde teknoloji ve ekonomi hızla gelişti, gelişen ekonomi tüketimi canlandırdı, zaten kapitalist sistemin getirdiği ekonomik düzen tüketim üzerine kurulmuştu. Artan tüketim, gelişen teknoloji ve yeni silahlar enerjinin yani petrolün önemini arttırdı. Petrol zengini olan ve birinci dünya savaşı sonrasında parçalanan Ortadoğu bölgesi bu kez petrol savaşlarına neden oldu.

Günümüze geldiğimizde geçtiğimiz yüzyılda sanayileşme ve milliyetçi duyguların yükselmesi ile başlayan anlaşmazlıkların benzer şekilde devam ettiğini görüyoruz. Dünya üzerinde güç sahibi bütün ülkelerde milliyetçi rüzgarlar esmektedir. Küresel ekonomi ve gelir dağılımındaki büyük eşitsizlikler, bölgesel savaşları ve terörü tetikliyor. Suriye’nin geleceği konusunda varılamayan mutabakat nasıl gerçekleşecek? Suriye topraklarında İran generalleri savaşıyor, Rusya havadan bomba yağdırıyor, ABD ve AB savaş uçakları da koalisyon güçleri adı altında bomba yağdırıyor. Türkiye, Rus uçağını düşürüyor. Yuvarlak masa kurularak bir anlaşmaya varılmazsa kim geri adım atacak? Merkel sadece mülteci sorunu yüzünden Türkiye’yi ziyaret etmiyor elbette aynı zamanda Rusya ile olan geçmişten gelen düşmanlığın da sebebi vardır. Birinci dünya savaşında Rusya tarafında olan Fransa ile Putin’in ortak basın toplantısı yapması rastlantı mıdır? Elbette AB içinde Fransa gidip Rusya’dan taraf olmayacaktır ancak dialog kurulabilmektedir anlaşılan.

Bu arada Fransız petrol şirketi Total’in eski CEO’sunun Rusya’da ilginç bir kazaya kurban gitmesi, Rus yolcu uçağının füze ile vurularak düşürülmesi ve hemen sonrasında Paris’te yaşanan büyük terör olaylarını hatırlamakta fayda olabilir.

Birinci dünya savaşı sonrasında ikinci dünya savaşına sebep olan kapanmayan hesap nükleer silahların gölgesinde Suriye üzerinden bir üçüncü dünya savaşına sebep olabilir mi?

ABD’nin önümüzdeki dönem yeni düşmanının Çin olacağını düşünürsek yakın gelecekte yeni bir dünya savaşı olmaz diyebiliriz. Artık Rusya ABD’nin düşmanı değildir, yeni düşman Çin olabilir.

Suriye sorunu ise Rusya ve AB ülkeleri arasında ABD hakemliğinde bir sonuca ulaşacak gibi gözüküyor.

Ortadoğu

Ortadoğu bataklığının oluşmasına katkı yapan ülkelere buradaki pisliğin bir gün bulaşabileceği her zaman söyleniyordu. Soğuk savaş döneminde dünyanın direklerinden bir tanesi sayılan Mezopotamya bölgesi ABD ve SSCB arasında ciddi bir rekabete sahne olmuştu. Afganistan ve İran’da rejim değişiklikleri yaşanmış, İran ve Irak yedi yıl süren bir savaşa sürüklenmişlerdi. Soğuk savaşın bitmesinden sonra bütün dünyayı ele geçiren kapitalist sistem, yani bir anlamda tüketim ile büyümeye dayalı ekonomi anlayışı önemli bir enerji kaynağı olan petrolün önemini artırmıştı. Bu sefer Ortadoğu’nun zengin petrol yataklarına sahip ülkeleri enerji stokları açısından önemli hale gelmişlerdi.

Dağılmış olan SSCB, kapitalist sisteme uyum sağlamaya çalışırken ABD dünyanın tartışmasız en güçlü devleti haline geldi. Dünyanın tek süper gücü olan ABD, bulunduğu konum gereği dünya siyasetinde oyun kurucu rolünü agresif bir biçimde yürütmeye başladı. Yeni Ortadoğu düzeni gereği tek adam rejimleri ile yönetilen ülkelere demokrasi getirmeyi kendisine görev saydı. Bir zamanlar kendisinin desteklediği Irak ile bu işe başlamak en doğru seçenekti. Irak’ı savunacak başka bir ülke yoktu, rahatça Saddam’ı indirebilir ve Irak halkına demokrasi getirebilirdi. Irak işgalinden hemen sonra Suriye’de iç savaş çıktı, Libya, Tunus ve Mısır’da darbeler, halk ayanlanmaları yaşandı. Mısır’da ordunun karşı darbesi ile düzen sağlanabildi, Suriye’de Esad Rusya’nın desteği sayesinde ABD’nin beklentisinin aksine hala koltuğunda oturmaktadır. Libya ve Suriye’nin diğer bölgeleri ile Irak’ın bir kısmı İşid terör örgütü hakimiyetine geçmiş bulunuyor.

ABD’nin Ortadoğu politikaları başarısız mı oldu?

ABD, yeni dünya gerçeğini fark ettiği için politika değişikliğine gitti, artık ABD için Pasifik, Ortadoğu’dan daha önemli bir bölge haline geldi. ABD, soğuk savaş dönemi sonrasında kapitalist sistemin ana enerji ve tüketim kaynaklarından olan petrolün peşinde koşarken bir yandan da başka tür enerji kaynakları araştırmasını sürdürdü. Bir süre sonra kaya gazı gibi farklı enerjiler buldu, motorlu araçlarda elektrik enerjisini daha çok kullanmaya başladı, büyük ihtimalle uzay araştırmaları sayesinde daha etkin başka tür enerjiler de bulmaya çok yakın olabilir. ABD, yakın gelecekte petrolün eskisi kadar önemli olmayacağını gördü ve kendisi için en büyük tehlikenin büyüyen ekonomisi ile Çin olduğunu anladı. Çin aynı hızda büyümeye devam ederse dünyanın en büyük ekonomisi haline gelecek ve ABD’nin önüne geçerek oyun kurucu olacaktı. Bunu engellemek için dikkatini Pasifik bölgesine kaydırdı. Trans Pasifik ticaret anlaşmasını Japonya ile birlikte yaptı.

ABD, dikkatini Pasifik bölgesine kaydırınca Ortadoğu’dan aslında çekildi ve bölge Rusya ile AB’ye kaldı. Birinci dünya savaşı sonrasında parçalanan Osmanlı Devleti’nin mirasını İngiliz ve Fransızlar paylaşmışlardı. Bu yüzden bugün yine İngilizler Fransızlar ile ortak hareket edeceklerini ve İşid’i birlikte vuracaklarını söylüyorlar.

Türkiye, AKP’nin Yeni Osmanlı hayalleri ile bölgeye ağırlığını koymak istiyor ancak ne kadar başarabilir? Irak bile Musul’a asker gönderen Türkiye’yi tehdit edebiliyorken ve ABD Irak’ı haklı buluyorken, İran ve Rusya ateş püskürürken mümkün olamaz gibi gözüküyor. Sadece Katar’ın maddi desteği ile ne yapabiliriz? Bugün Ortadoğu’da ancak çok büyük bir askeri güç ile başarılı olunabilir, Türkiye her ne kadar dünyanın önemli askeri güçlerinden bir tanesi olsa bile aynı anda bazıları süper güç olan büyük ülkeler ile baş etmesi mümkün değildir.

Daha çok batağa saplanmamayı temenni ederim.

Muhalefet Sorunu

Muhalefet demokrasilerin vazgeçilmez unsurudur. İktidar partisinin yaptığı yanlışları eleştirerek düzeltmesini sağlamak, farklı görüşleri dile getirmek, değişik temsil olanakları sağlamak için çok önemli görevleri vardır. Uzun yıllar iktidarda kalmış bir parti genellikle zayıflar ve yerine ana muhalefet partisi geçer. Günümüzde artık bu genel kanı AKP ve AKP’ye muhalefet eden partiler sayesinde yıkılmıştır. AKP’nin iktidarda kaldığı 13 yıl boyunca ve muhtemelen iktidarda kalmak üzere 4 yıl daha yetki aldığı bugünlere kadar muhalefet partileri seçimlerde hep yenildiler. Normal şartlarda oylarını üst üste bir iki seçimde artıramayan liderin istifa ederek koltuğunu oyları yükseltebilecek başka bir lidere bırakması gerekir. MHP lideri Devlet Bahçeli gibi 14 kez seçim kaybetmesine karşılık hala koltukta oturmaya devam etmesi kendi seçmenine hakarettir. Sadece kendi seçmenine değil, MHP’ye oy vermek isteyip Bahçeli yüzünden vermeyen vatandaşlara da harekettir. Temsil etmekte olduğu Türk Milliyetçiliğine ihanettir.

MHP lideri, çözüm süreci adı atlında bölünme sürecine götürmekle ve vatan hainliği ile suçladığı AKP’ye kendi seçmenini kaptırdığını nasıl açıklayabilir. Bunun tek bir açıklaması olabilir, demek ki AKP’ye giden seçmen MHP’den daha milliyetçi buluyor, demek ki AKP’ye daha çok güveniyor, demek ki MHP’yi inandırıcı ve yeterli bulmuyor. 18 yıl boyunca zarar yazan bir şirket genel müdürünün koltuğunda oturabilmesi mümkün müdür? Girdiği 14 ihaleyi kaybetmiş olan bir genel müdür o koltukta oturabilir mi? Bariz bir başarısızlık vardır ve istifa etmezse derhal görevden alınır.

MHP’nin geçmişten gelen dar kadroları ve muhafazakar yapısı ile liderlerini indirememeleri anlaşılabilir ancak CHP’nin durumu farklıdır. Her ne kadar MHP gibi ağır bir yenilgi olmamasına rağmen Kılıçdaroğlu memur kişiliğini üzerinden atamıyor gözükmektedir. Kılıçdaroğlu mesela çok başarılı bir maliye bakanı olabilir ancak doğal bir lider değildir, böyle bir özelliği maalesef yok. CHP’nin kendi kadrolarından gerçek bir lider çıkaramamasını anlamak mümkün değil. CHP’nin derhal silkinip parti il ve ilçe yazıhanelerinden oy toplamaya çalışmayı bırakmalı yarından itibaren mahalle mahalle bütün Türkiye’ye gezmeye başlamalı, bütün vatandaşları kapı kapı ziyaret etmeli ve kendisini anlatmalıdır. Eski genel başkan Baykal döneminden kalan orduya sırtını dayamış olduğu rahatlığı artık üstünden tamamen atmalıdır. Olması gerektiği gibi artık TSK’nın siyaset üzerinden herhangi bir etkisi yoktur, herhangi bir medet ummanın zamanı geçmiştir ve doğru da değildir. Yapılacak tek şey vatandaşlarla yüz yüze sürekli görüşmeler yapmak ve kendi politikalarını anlatmak, iktidar partisinin yanlışlarını aktarmaktır.

Kendisine oy veren milyonlarca insanı defalarca mutsuz etmeye hiçbir muhalefet partisinin liderinin hakkı yoktur. Beceriksiz bir lideri kimse istemez. On üç yıl boyunca çokça yıpranmış, hakkında pek çok olumsuz iddia olan bir iktidar partisi oyunu artırabiliyorsa, ana muhalefet partisi yerinde sayıyor ve MHP oy kaybediyorsa ortada çok ciddi bir muhalefet sorunu var demektir. Eğer CHP ve MHP en kısa sürede lider ve kadro değişikliği yapmazsa bir sonraki seçimlerde tasfiye olabilirler. AKP, bu muhalefet ile daha çok uzun yıllar boyunca rahatça iktidar olmaya devam eder.